HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 18 Temmuz 2023

Muhammed Emin Yıldırım "Müslümanlar her yıl 1 Muharrem gününün şafağında hicreti hatırlamalı ve Rasulullah’ın miras bıraktığı İslam Devleti’ni yeniden ikame etmek için azimlerini artırmalıdırlar."

 

HİCRETİN 1445’İNCİ YIL DÖNÜMÜ

Bugünü yarına bağlayan gece Müslümanların takvimi, hicri yılın başlangıcı olan Muharrem ayına girmiş olacağız. 1 Muharrem hicri yeni yılının başlangıcıdır. Bu vesile ile Hizb-ut Tahrir olarak özelde Türkiye ve genelde tüm Dünya Müslümanlarının hicri yeni yılını tebrik ediyoruz. Hicri yeni yılın bütün İslam ümmetine bereket ve hayırlar getirmesini arzu ediyoruz. Hicri yılın, zulümlerin bitmesine, İslam adaletinin yeryüzünde tesis edilmesine, işgallerin son bulmasına, yurtlarından çıkarılan muhacirlerin topraklarına dönmesine, fetih kapılarının ardına kadar açılmasına vesile olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz. Tabi ki tüm bunların gerçekleşmesi için bu hicri yılın ikinci Raşidi Hilafet Devleti’nin ikamesine vesile olmasını Rabbimizden istiyoruz. Çünkü Hicret, Rasulullah Sallalahu Aleyhi ve Sellem'in başkanlığında Müslümanların ilk devleti olan Medine İslam Devleti’ne yürüyüşün simgesidir. Hicret devlet kurmak için kalkmak, zorlu ve meşakkatli yolları adımlamak ve Allah'ın nusretine koşmaktır. Hicret, Mekke'de zor ve meşakkatli geçen günlerden sonra Müslümanları selamete kavuşturan ve esenlikli bir ufka ulaştıran yolculuktur. Hicret sadece bir mekândan başka bir mekâna yolculuk değil, karanlık bir çağdan aydınlık bir ufka yürüyüştür. İşte bu yürüyüş siyasi ideolojik bir yürüyüştür.

Bu azim yürüyüşte Rasulullah’a arkadaşlık yapan, onun adımlarına eşlik eden Müslümanlar Hicretin önem ve ehemmiyetini biliyorlardı. Hicretin İslam devletine giden yol olduğunu biliyorlardı. Bu sahabe efendilerimiz nezdinde açık ve netti. Öyle ki, Müminlerin Emîr’i Ömer Radıyllahu Anh, tarihin başlangıcını belirleme hususunda neyin esas alınması gerekir diye sahabe ile istişare ederken, Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in doğumunu mu, bi’seti mi, yoksa Hicreti mi esas alalım diye aralarında tartıştılar. Bunun üzerine Âli Radıyyallahu Anh, tarihin başlangıcı olarak Müslümanların devletinin ve izzetlerinin olduğu Hicret tarihini seçelim deyince sahabe efendilerimiz bunu ikrar ettiler. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in doğumu ve O’nun bi’seti birer büyük hadise olmasına rağmen sahabe, tarihin başlangıcı olarak Hicreti yani İslâm Devleti’nin kurulmasını seçtiler.

Peki ya şimdi bugün Müslümanlar olarak biz hicrete ne kadar önem veriyoruz? Hicretin üzerinden, ilk İslam Devleti’nin kuruluşunun üzerinden tam 1444 sene geçti. Müslümanlar sevgili Rasulümüz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in devletinin kuruluş tarihini niçin unuttular? Küfür sistemi olan laik Cumhuriyet’in ilanı için tebrik ve kutlama mesajları yayınlayan siyasi partiler, yöneticiler, alimler ve akademisyenler iman ettikleri dinin İslam’ın Devletinin kuruluş yılını niçin önemsemiyorlar? Çünkü birçokları hicreti Rasulüllah’ın Mekke’den Medine’ye basit bir seyahati gibi görüyorlar ve böyle göstermeye çalışıyorlar. Hicretin siyasi bir adım, ideolojik bir yürüyüş olduğu gerçeğini gizliyorlar.

Dolayısıyla bizler Müslümanlar olarak bu manipülasyona alet olmamalı, onların planlarına hizmet etmemeliyiz. Bugün hangi zaman diliminde hangi şart ve konjonktürde yaşanırsa yaşansın bu yolculuğun mana ve mefhumu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu siyasi yürüyüş devam etmelidir. Bu sebeple Müslümanlar her yıl 1 Muharrem gününün şafağında hicreti hatırlamalı ve Rasulullah’ın miras bıraktığı İslam Devleti’ni yeniden ikame etmek için azimlerini artırmalıdırlar.

Hicret önemini devletten almaktadır. Bir devlet olmaksızın İslâm’ın kâmil manada tatbik edilmesi imkânsızdır. Bugün bir Halîfe olmaksızın İslâm’ın hükümlerinin tatbik edilmesi imkânsızdır. Devlet olmazsa, hükümler uygulanamaz, hadler ikame edilemez, adalet tesis edilemez, zulüm izale edilemez, şerler def edilemez, hayırlar yayılamaz fetihler gerekçeleştirilemez. Devlet olmazsa İslâm’ın ve Müslümanların şeref ve izzeti korunamaz. Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ne kadar da doğru söylemiştir: “İmâm (Halîfe) ancak bir kalkandır, onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.

Bu vesile ile bir kez daha tüm Müslümanların hicri yeni yılını kutluyor ve bu yeni yılın Raşidi Hilafet’in ikamesine vesile olması için dua ediyoruz. Rabbimiz 1444 sene önce Rasulü'nün Devleti'ne yürüdüğü gibi bizlere de Devletimize yürümeyi nasip et... Bizlere Sen'in lütfuna layık olmayı, nusretini ve yardımını hak edebilmeyi nasip et...

ÖTV VE AKARYAKITA YAPILAN ZAMLAR

Seçim ekonomisinin bitmesiyle birlikte zamlar yağmur gibi yağmaya devam ediyor. Artık hangi vergi kalemine, hangi harç ücretine, hangi ürünün fiyatına zam geldiğini takip etmekte zorlanıyoruz. Geçen hafta KDV ve MTV oranlarında yapılan artıştan sonra bu hafta akaryakıttan alınan ÖTV tutarlarında fahiş artışa gidildi. 15 Temmuz’un yıldönümü etkinliklerinde millet selaları dinlerken, eş zamanlı olarak Cumhurbaşkanı imzasıyla ÖTV zamları duyuruldu. Malumunuz demokratik siyaset tamamen algı yönetimi üzerine kurulu olduğu için maaş zamları gündüz canlı olarak, vergi zamları ise gece yarısı millet uykudayken ilan ediliyor. Karara göre benzinin litre fiyatından alınan ÖTV tutarı 2,52 liradan 7,52 liraya, motorinden alınan vergi tutarı 2,05 liradan 7,05 liraya yükseldi. LPG’den alınacak ÖTV tutarı ise 5,77 lira oldu. Yapılan bu son düzenleme benzin ve mazotun litresine tek kalemde 6 lira otogaza ise 4 lira civarı zam olarak yansıdı.

KDV ve ÖTV tutarlarına yapılan bu zamların A’dan Z’ye tüm ürün ve hizmetlerin fiyatlarını artıracağını biliyoruz. Dolayısıyla zaten kıt kanaat geçinen vatandaşın alım gücünün bu zamlar ile daha da düşeceğini söylemeye herhalde gerek yok. Zira seyahat ederken, çarşıda, pazarda, işte, okulda bu acı gerçek her yerde karşımıza çıkıyor. Peki, zamları yapanlar bunu bilmiyorlar mı? Elbette biliyorlar. Enflasyonla güya mücadele ettiğini ve vatandaşı enflasyona ezdirmeyeceğini söyleyen iktidar krizin faturasını yine halkın sırtına yükledi. Alım gücü stresi yaşayan halk nasıl geçineceğini kara kara düşünmeye başladı. Kime dokunsanız, kiminle konuşsanız öfke ve ah işitiyorsunuz.

Diğer yandan yapılan zamlarla birlikte yükselen enflasyon döviz kurunu da harekete geçirdi. Bugün itibariyle dolar 27 liraya dayandı, Euro ise 30 liranın üzerine çıktı. Bakınız Türk lirası dolar karşısında yılbaşından bugüne %30 değer kaybetti. Bu asgari ücret ve dar gelirlilere yapılan maaş zamlarının birkaç günde erimesi demek. Yani yine başa dönmüş olduk kıymetli Müslümanlar. Yönetici ve sermaye elitlerinden oluşan bir avuç kapitalist açın, ülkenin kaynaklarını sömüren ve doymak bilmeyen oburların hazineye maliyetlerinin bedelini hep birlikte biz ödüyoruz.

Hatırlarsanız geçen hafta dünyadaki en adaletsiz vergi sisteminin Türkiye’de olduğunu, verginin zenginlerden daha çok fakirlerden alındığını söylemiş ve iktidara bir çağrı yapmıştık. Millete şimdi kemer sıkma zamanı diyeceğinize önce siz kemer sıkma politikasını en üstten el alt kademede tüm devlet kurumlarında uygulamaya koyun demiştik. Savurganlık, şatafat ve gösteriş için harcanan servetler, ihalelerde dolaşan rüşvetler hazinedeki açığı kapatmaya yeter demiştik. ÖTV zamlarına gösterilen yoğun tepkiden olacak ki Maliye Bakanı Şimşek lütfedip kamu kurumlarına yönelik bir tasarruf genelgesi yayınladı. Bakan bey bu genelgeyi "Kamu harcamalarını rasyonelleştireceğiz" mesajı ile paylaştı.

Genelgede, taşıt ve gayrimenkul edinimi ve kiralaması, temsil, tören, ağırlama, seyahat vb. giderlerde kısıtlama yapılması isteniyor. Benzer bir genelge 2021 yılında da paylaşılmıştı içerikte ona da bir atıf ve hatırlatma var. Anlaşılan 2021 yılında yayınlanan genelgeye kamu kurumlarında pek uyan olmamış ki bu hafta ikincisi yayınlandı. Demek ki geçen bu iki yılda itibardan tasarruf etmemişler sayın yöneticiler! Ne de olsa yöneticilerin makam odaları, koruma orduları, yurt dışı gezileri devletin itibarını gösterir. Fakir ay sonunu getirememiş, kirasını ödeyememiş kimin umurunda… 

Şimdi buradan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve Maliye Bakanı Şimşek’e seslenmek istiyorum. Eğer ekonomik krizi bir nebze olsun hafifletmek istiyorsanız, bu konuda samimiyseniz tasarrufa önce kendinizden ve yandaş şirketlerinizden başlayın. Hazineyi yiyip bitirenin döviz rezervlerini tüketenin kim olduğunu kamuoyuna açıklayın. Sizin deyiminizle “rasyonel olmayan” harcamaların tutarını ve kamu malının kimlere peşkeş çekildiğini açıklayın. Döviz garantili ödemeler vererek, yap işlet-devret modeliyle hayata geçirilen çılgın projelerle kimleri zengin ettiğinizi söyleyin. Bu zenginlerin paralarını Türkiye’de tutmayarak yurt dışındaki vergi cennetlerine kaçırdığını, ülkenin milyarlarca lira zarara uğradığını itiraf edin. Seçmeni kandırmak amacıyla bu işleri yaptığınızı, Türkiye’nin öz kaynaklarının boyunu aştığı halde rant için bunlara yeltendiğinizi söyleyin. Başta Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olmak üzere kurumlara tahsis edilen ödeneklerin ne kadarının lüks ve israf içinde olduğunu bu kurumların ne kadar faiz borcuna battığını söyleyin. Ve daha burada saymakla bitiremeyeceğimiz savurganlıkları, israf ve şatafatı, kamu malının yetimin malının nasıl insafsızca çarçur edildiğinin anlatın.

Ciddi bir şekilde araştırıldığında görülecektir ki, Türkiye bütçesinin en az üçte biri gereksiz yere harcanmaktadır. Türkiye bu yıl 519 milyar lira faiz ödeyecek. Bu rakam 564 milyar lira olan anapara borcu ile nerdeyse aynı. Yani ödenecek 100 liranın 52 lirası anaparaya 48 lirası faize gidecek. Dış borç ise 475 milyar lira. İşte yapılan fahiş zamların sebebi İslam’a göre haram olan ve borç köleliği anlamına gelen faizli kredilerin bütçede oluşturduğu açığı kapatmak. Faiz lobileri karına kar katsın diye bu açığı Müslüman halka ödetecekler. 

Ancak durum o kadar vahim ki halktan alınanlar dahi borçları ödemeye yetmiyor. İşte bakınız büyük Türkiye, kalkınmış, ilerlemiş, dış güçlerin baskısına boyun eğmeyen Türkiye, ekonomisini ancak vergi zammı ile ayakta tutmaya çalışıyor. Günü kurtarmak Türkiye’nin değerli varlıklarını satmak karşılığında ülkeye döviz getirmek için körfez ülkelerine dolar turuna çıkıyorlar. Yemen’de Müslümanları katleden Suud Prensine Togg hediye ederek kompliman yapıyorlar. Kapitalistler daha çok kazansın, faiz baronları karlarına kar katsın diye ezildikçe eziliyorlar.

Peki, ne olacak bu onlar için yürek acısı olacak, hem bu dünyada hem ahrette hüsrana uğrayacaklar. Halktan zorla vergi alan yöneticiler hem bu dünyalarının hesabını hem de ahretlerinin hesabını çok ama çok kötü yapıyorlar. Biz geçen hafta uyarmıştık bu hafta bir kez daha uyarıyoruz. Kendinize gelin, kapitalizm sebep vergi ve zam zulümleri sonuçtur. Kapitalizm sebep ekonomik krizler sonuçtur. Krizden kurtulmanın tek yolu ise İslam İktisadıdır. Kapitalist iktisadi sitemi terk edin, İslam iktisat nizamına gelin. Faiz ve vergiler ile halkı ezmeye devam etmeyin. Hesaplarınız tutmaz tutmayacak, hesapların görüleceği günkü Allah’ın azabından korkun.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

18 Temmuz 2023

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.