1439 / 2018 Yılı Adha Bayramı Vesilesiyle Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Ata ibn Halil Ebu Raşta’dan Bayram Tebriği

Hizb-ut Tahrir / 2018-08-21
1439 / 2018 Yılı Adha Bayramı Vesilesiyle Hizb-ut Tahrir Emiri Değerli Âlim Ata ibn Halil Ebu Raşta’dan Bayram Tebriği

Allahu Ekber Allahu Ekber Allahu Ekber, La İlahe İllallah Allahu Ekber Allahu Ekber ve Lillahi l Hamd...

Allah’ın onurlandırdığı ve hakkında şöyle buyurduğu İslam ümmetine... ﴿كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ﴾ “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a inanırsınız.” [Ali İmran 110]

Dindar, takvalı, güzel söz söyleyen ve salih amel işleyen dava taşıyıcılarına, Hizb-ut Tahrir şebab ve şebbatına… Allah bu nitelikte olanlar için şöyle buyurdu: ﴿وَمَنْ أَحْسَنُ قَوْلًا مِمَّنْ دَعَا إِلَى اللَّهِ وَعَمِلَ صَالِحًا وَقَالَ إِنَّنِي مِنَ الْمُسْلِمِين﴾ “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve “Kuşkusuz ben Müslümanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kimdir?” [Fussilet 33]

Doğrulukla, sadakatle Facebook sayfasına giren ziyaretçilere, içerisindeki iyiliğe koşanlara… Allah, onları en güzel şekilde mükâfatlandırsın.

Bütün bu kimselere hitaben diyorum ki:

Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakâtuh.

Mübarek Adha Bayramı’nız kutlu olsun. Allah itaatlerinizi kabul ve makbul eylesin... Allah Subhânehu ve Teâlâ, hacıların yapacağı haccı kabul etsin, haccı mebrur ve sayı meşkûr eylesin, günahlarını affeylesin. Bu yıl hacca gidemeyenlere de gelecek yıl hayırlı bir şekilde ve hayır üzere haccetmelerini nasip etsin. Allah, salihlerin dostudur.

Kardeşlerim, Adha Bayramı’na bu yılda Hilafetsiz kavuşuyoruz. Hilafetin yokluğunda sömürgeci kâfirler ve ajanları bize karşı cesurca davrandılar, katliam yaptılar, beldelerimizi kan gölüne çevirdiler. Varil bombalarıyla, öldürücü füzeler ve kimyasal silahlarla bazen kendileri bazen de ajanları vasıtasıyla cürümler işlediler. Nereye bakarsanız bakın zalimce ve düşmanca Müslümanların kanının akıtıldığını görürsünüz. İşte Doğu’da Burma. Burma’nın ne olduğunu bilir misiniz? Budistlerin işlediği cürüm ve korkunç şeyler yüzünden Burmalı Müslümanların durumu tüyler ürpertici. Vahşi hayvanlar bile böylesi korkunç şeyler yapmaz. Sonra Keşmir ve Keşmir’de Hindistan’ın işlediği cürümler görürsünüz. Kuzeye doğru tırmandığınızda Çeçenistan, Kafkasya sonra Kırım’da kana ve cana susamış Rusya’nın etrafı kan gölüne çevirdiğini görürsünüz. Oradan doğuya, Doğu Türkistan’a doğru yolculuk yaptığınızda, Çin’in her türlü saldırganlık yaptığına tanık olursunuz. Güneye doğru hareket edip deniz kıyısına vardığınızda, Müslüman ülkelerin kalbi, ilk kıblemiz kutsal Filistin topraklarının Yahudiler tarafından gasp edildiğini, katliam ve suç işlediklerini görürsünüz. Kanayan derin yaradan dolayı Mescidi Aksa’nın inleyişini duyarsınız. Sonra işte Şam. Şam’ın ne olduğunu bilir misiniz? Her tarafı kan gölü. Tüm sokaklar ve mahalleler Şam tiranı, Amerika, Rusya, İran ve sonra da milislerin işlediği vahşetle dolu. Bütün bu kesimler, bu katliam ve kan gölünün fitilini her türlü katliam araçlarıyla ateşliyorlar. İşte gözler önünde etrafa vahşice saldıran tağutların yığıldığı ve ihanet anlaşmaları ile yoğrulmuş İdlib katliamları. Sonra işte trajediler ve felaketler konusunda Şam’ın kardeşi Irak. Güneye doğru Yemen’e hareket ettiğinizde, mesut ve mutlu Yemen’in, bedenimiz ve kanımız üzerinde rekabet eden sömürgeci kâfir ülkelerin beslediği savaş trajedileri yüzünden hüzünlendiğini görürsünüz. Güneşin battığı yere mağribe doğru seyahat ettiğinizde, Libya’da Müslümanların birbirleriyle savaştıklarını görürsünüz. Orta Afrika'ya doğru başınızı çevirdiğinizde, Müslümanların işkence ve eziyete maruz kaldıklarını, tertemiz kanlarının akıtıldığını, mukaddesatlarının çiğnendiğini görürsünüz. Bunları tarif etmekte sözler bile kifayetsiz. Sonra işte güneyi kuzeyden koparılan ve yarası kanayan Sudan... Sonra işte yıllardır korkunç savaş ve acılar içinde inim inim inleyen Somali...

Bütün bu trajediler, geçmişte İslam’la, İslam bayrağıyla, ezanla ve İslam’ın adaletiyle üstün olduğu İslam dünyasında meydana gelmektedir. Hilafetin zevali ve kalkanın kırılmasıyla birlikte İslam dünyasının durumu değişti. Müslüman ülkeler iki acıyı tattılar. Sömürgeci kâfirler ve zorba ajan yöneticiler Müslüman ülkelere üşüştüler. Küfür topraklarında yaşayan Müslümanların trajedilerinden söz etmiyoruz bile. Bunlar, sayısız sıkıntılar yaşadılar. Bu milletler Müslümanları benliklerinden soyutlamak istediler. Müslüman kadınların kıyafetinin etrafına kordon ördüler. Ezan sesini susturmak için ellerinden geleni yaptılar. Toplumlarında, işyerlerinde hatta sokaklarında bile Müslümanlara karşı nefret yaydılar. Hilafetin yokluğundan beri yaşanan bu trajediler yüzünden boyunlar vuruluyor. Birikmiş felaketler, halim selim birini hayret içerisinde bırakıyor.

Değerli kardeşlerim, eğer bu trajedileri, başka bir ümmet yaşasaydı, çökerdi ya da çökmek üzere olurdu. Hayat emaresi kalmışsa yaşamak istemezdi. İslam ümmetine gelince, Rabbin Kitabında, Peygamberin Sünnetinde hatta gece ve gündüzde olan şeyler, onu şiddetler karşısında sarsılmaz kılar, krizler karşısında kararlılığını yumuşatamaz, dahası gücüne güç, azmine azim katar. Amelini güç ve ihsanla eda etmesini sağlar, samimiyetiyle Rabbine yöneltir.

* Rabbin Kitabındakilere gelince, Allah Subhânehu ve Teâlâ bunu şöyle dile getiriyor: ﴿فإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا * إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا﴾ “Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.” [İnşirah 5-6] ﴿حَتَّى إِذَا اسْتَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَنْ نَشَاءُ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ﴾ “Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de kendilerinin yalana çıkarıldıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir. Suçlular topluluğundan azabımız asla geri çevrilmez.” [Yusuf 110] ﴿أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ﴾ “Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber müminler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” [Bakara 214]

* Sireti Nebevidekilere gelince, Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem de bu tür olaylar yaşadı. Hüzün yılında önce Müminlerin annesi Hatice RadiyAllahu anha sonra da Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yardımcısı Ebu Talip vefat etti. Ardından Taif ehlinden şiddetli misillemeye maruz kaldı. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i kanlar içinde bıraktılar. Daha sonra kriz iyice şiddetlendi. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i öldürme konusunda anlaştılar. Sonra dostu Ebu Sıddık ile Sevr mağarasında saklanan Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e Sevr mağarasında yetiştiler. Gelip mağaranın önünde dikildiler. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ile aralarında bir arşın ya da daha kısa mesafe kalmıştı. O günün akşamı bunlar olmuştu. Bir veya iki gün sonra ise Peygamber SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’de devleti kurdu, yükselen ışığı dünyayı aydınlattı, hak ile dünyaya meydan okudu.

* Gece ve gündüzdeki alametlere gelince, zifiri karanlık gecenin ardından fecri sadık doğar. Bu, akıl sahipleri için bir ayettir.

Bu nedenle İslam ümmeti, Allah’ın rahmetinden ümidi kesmez. Zorluktan sonra kolaylığın, sıkıntından sonra sevincin, karanlıktan sonra aydınlığın olduğunu bilir. Artçı şoklar, İslam ümmetini sarsamaz. Aksine Allah’a muhlis ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e sadık bir şekilde çalışır da çalışır. Sapkınlar ya da dalalette olanlar ona zarar veremez. Kahır ekseriyet, İslam için bir alternatifi kabul etmez.

Değerli kardeşlerim, bu kâfirler, Hilafetin yıkılışından sonra rahat bir nefes aldılar. Güvenli bir şekilde suç işlediler. Hiç kimse karşılarında durmadı. Onları cürümlerinden alıkoymadı. Yurtlarına geri püskürtmedi. Sömürgeci kâfirler, Müslümanların kalkanının kırıldığını biliyorlar, dolayısıyla geri dönmemesi için yoğun çaba sarf ediyorlar. Çünkü böylesi bir kalkanı yapanın Hilafet olduğunu biliyorlar. Zira Hilafet, Müslümanların izzeti ve dayanma gücüdür. İşte bu yüzdendir ki Hilafetin avdeti için çalışanların peşine düşüyorlar. Bunun için Hizb-ut Tahrir, sömürgeci kâfirler ve Müslüman topraklardaki ajan yöneticilerin oklarının hedefi haline gelmiştir. Bu yüzden parti, kâfirler çetesi, casus zorbalar, kindarlar tarafından çeşitli baskı ve şehitliğe varan işkencelere maruz kalmıştır. Parti, İslam dünyasında hatta Endonezya gibi farklı partilere açık ülkelerde bile yasaklandı! Tunus gibi kapıları bozuk her türlü partilere açık olan ülkelerde dahi parti yasaklandı. Partinin gençleri ise, tiranların hapishanelerine atıldılar. Daracık cezaevlerinde işkence gördüler. Geniş cezaevlerinde ise takibata uğradılar. Bütün bunların nedeni, partinin haykırdığı hak sözüdür. Hak sözü kılıçtan daha keskindir. Çünkü zorbalar, hak sözü karşısında duracak hüccet ve kanıta sahip değildir. Allah onları kahretsin. Nasıl da döndürülüyorlar?

Ey Kardeşlerim! Ümmetin ve Hilafet çalışanlarının başına gelen bu trajediler, çok şiddetlidir. Allah Subhânehu ve Teâlâ, bayramı sevincin, neşe ve mutluluğun, sıla-i rahmin kaynağı yapmasaydı, bayram vesilesiyle ümmet, aralarında bayram tebrikleri yayınlamasaydı, güzel selamı yaymasaydı... Allah, bu ümmet için izzet ve hâkimiyet vaadinde bulunmasaydı... Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, Raşidi Hilafetin dönüşünü müjdelemeseydi... Hilafetin kurulması, İslam ve Müslümanların tekrar izzete kavuşması için elini Allah’a açıp yalvaran, dua eden, gece gündüz çalışan Allah’a muhlis, Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e sadık bir parti olmasaydı... Önünden arkasından, sağından solundan çepeçevre kuşatan trajediler yüzünden Müslümanların yüzleri gülmez, kalplerine hüzün dolardı, boğazları düğümlenirdi. Hilafet, yaklaşık bir asırdır yok. Yokluğu nedeniyle Müslümanlar paramparça. Zorba Ruveybida yöneticiler tarafından yönetiliyorlar. Sömürgeci kâfirler ve müttefiklerinin beldelere ve halklara saldırısından bahsetmiyoruz bile. Sanki İslam dünyası, kanımızın akıtıldığı ve saygınlığımızın ihlal edildiği bir çatışma sahasıdır.

Ancak bunca şiddetli trajedilere rağmen Hizb-ut Tahrir, Allah’ın zaferinden, vaadinden ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesinden emin. Rabbinin izniyle güzel çalışmalar yaptığı sürece Allah’ın rahmetinden asla ümidini kesmez. Parti, Hilafetin geri dönüş vaktinin kitapta yazılı olduğunu biliyor. Gün be gün yazılı bu ecele yaklaşıyoruz. Böylesi bir partinin kalbine ümitsizlik giremez, azmi yumuşamaz, kararlılığı zayıflamaz. Tersine güçlükler, gücüne güç katar. Zorluklar, müminlerin mihenk taşıdır. Partinin gençleri, adam gibi adamlardır. Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kişilerden olmak için dua ederler: ﴿رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ﴾ “Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” [Nur 37] Onlar, Allah’ın lütfu sayesinde yeminlerine bağlı kalarak davayı taşırlar. Bu dava Allah’ın izniyle onların eliyle yücelecek, sonra da Allah’ın inayeti ve yardımıyla şu üç dalda Allah’ın vaadi ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesi gerçekleşecektir.

Birincisi: Bu ceberut saltanattan sonra Nübüvvet metodu üzere Raşidi Hilafet kurulacak. Ahmed ve et-Tayalisi Huzeyfe ibn Yeman’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: «ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ» “...Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, Nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır.”

İkincisi: Yahudi devleti kökünden kazınacak. Müslim, Sahihinde Ebu Hurayra’dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: «لَا تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى يُقَاتِلَ الْمُسْلِمُونَ الْيَهُودَ، فَيَقْتُلُهُمُ الْمُسْلِمُونَ» “Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. O harpte Müslümanlar Yahudileri öldürecekler.” Başka bir rivayette ise Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:«تُقَاتِلُكُمُ يَهُودُ، فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ»“Yahudiler ile savaşacaksınız, fakat neticede siz onlara musallat kılınacaksınız!”

Üçüncüsü: Allah’ın izniyle Roma fethedilecek. Ahmed ve El Hâkim Ebi Kabil’den rivayet ettiğine göre, بينما نحن حول رسول الله صلى الله عليه وسلم نكتب إذ سئل رسول الله صلى الله عليه وسلم أي المدينتين تفتح أولا قسطنطينية أو رومية؟ فقال النبي صلى الله عليه وسلم «لا بل مدينة هرقل أولا ـ يعني القسطنطينية» “Biz Abdullah ibn Amr ibn el-Âs’ın yanında idik. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in çevresinde toplanmış yazdığımız bir esnada ona: Hangi şehir önce fethedilecek, Kostantiniyye mi yoksa Rûmiyye mi diye soruldu. Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Hiraklin şehri (yani Kostantiniyye) önce fethedilecek!” Kostantiniyye fethedildi, Roma da fethedilecek Allah’ın izniyle.

Değerli kardeşlerim, yukarıdaki satırlar aklıselim ve sağlıklı bir anlayışla düşünüldüğünde, elemden sonra umudun, hüzünden sonra sevinçli bir müjdenin, zorluktan sonra kolaylığın, uzun mutsuzluktan sonra mutluluğun, Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz olgusundan sonra rahmet ve konaklamanın yakın olduğu görülür. Sonra iyilik ve zafer var... Yine iyilik ve zafer var... Gene iyilik ve zafer var...﴿وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ﴾“O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-6]

Son olarak umarım Allah, İslam ümmetine Raşidi Hilafet sancağı altında, La İlahe İllallah Muhammedün Rasûlullah Ukab bayrağı altında bu bayrama kavuşmayı nasip eder. Umarım Allah Subhânehu ve Teâlâ, Hizb-ut Tahrir’in gençlerini ümmetin öncülerinden eyler de Raşidi Hilafetin gölgesi altında hep birlikte gölgelenirler. Bayrama kavuşmadan önce hayatını kaybeden gençlere gelince, umarım Allah Subhânehu ve Teâlâ onları kendi (Arş’ının) gölgesinden başka hiçbir gölge bulunmayan Kıyamet gününde (Arş’ının) gölgesi altında gölgelendirir. Allah, rahman ve rahimdir

En son olarak ise sizi Allah’ın selamı ile selamlıyor ve sizler için hayır duasında bulunuyorum.

H. 10 Zilhicce 1439
M. 21 Ağustos 2018

Kardeşiniz

Ata b. Halil Ebu Raşta
Hizb-ut Tahrir Emiri