Düştüğü Yeri Yakan Bu Ateş Dostlarınız Değişmediği Sürece Sönmez

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu / 2015-09-08
Düştüğü Yeri Yakan Bu Ateş Dostlarınız Değişmediği Sürece Sönmez

6 Eylül 2015 Pazar günü Hakkâri’nin Yüksekova İlçesi Dağlıca bölgesinde PKK tarafından yola döşenen mayınların patlatılması ve akabinde çıkan çatışmada 16 askerin öldüğü, 6 askerin ise yaralandığı basına yansıdı. Saldırıdan yaklaşık bir gün sonra Genelkurmay Başkanlığından yapılan resmi açıklama ile bu menfur saldırının sonuçları doğrulandı. Bugün ise Iğdır Dilucu Sınır Kapısı'nda görev yapan polisleri taşıyan servis minibüsüne yine PKK tarafından bombalı saldırı düzenlendi. Resmi olmayan bilgilere göre saldırıda 12 polis öldü, yaralı polisler var.

Hizb-ut Tahrir / Türkiye Vilayeti olarak öncelikle bu saldırıları kınıyor, elim saldırılarda ölen askerlere ve polislere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, ailelerine ise başsağlığı ve sabır diliyoruz. Ayrıca aşağıdaki izahatları kamuoyu ile paylaşmayı İslami ve siyasi sorumluluğumuzun gereği olarak ifade ediyoruz.

1- Cumhuriyetin acı meyvelerinden olan Kürt sorunu; laik Kemalist, milliyetçi ve zorba uygulamaların neticesinde, son 30 yılda güvenlik siyaseti ile çözülmeye çalışılan PKK sorununu ortaya çıkarmıştır.

2- Müslümanlar arasına nifak tohumları ekmek için bu ateşi yakan ve verdikleri destekle yıllardır bu ateşi körükleyenler kimin dostudur?  ABD, İngiltere, Rusya, Almanya, “İsrail” ve diğer fitneci kâfir devletler kimin dostudur? Müslüman Türk ve Kürt halkının mı, yoksa çıkarları için 90 küsur yıldır bekasını sağlamaya çalıştıkları demokratik laik devletin mi? Bu tür saldırılar sonrasında ocağına ateş düşen ailelerin kederini ve acısını kim paylaşıyor? Kim omuz omuza vererek ortak bir dayanışma sergiliyor? Tabi ki Müslüman Türk ve Müslüman Kürt halkı… Hani, Rasulullah’a hakaret edenler için sizi Paris’e çağıran ve “dayanışma” sergileyen kafir devletlerin yöneticileri nerede? Peki, Müslümanlar terör karşısında omuz omuza verirken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve yöneticileri ne yapıyor? Bu ateşi yakan ve körükleyen İngiltere ile omuz omuza veriyor. Kaos ve kandan beslenen ABD ile dost ve müttefik olup stratejik ortaklık kuruyor. PKK’yı silah ve mühimmatla destekleyen lanet olası Yahudi varlığı “İsrail” ile ticaret hacmini zirveye çıkarıyor ve bununla da övünüyor! O halde diyoruz ki ateş sadece düştüğü yeri yakıyor! Siz yöneticiler ise bu ateşi yakanlarla işbirliği içindesiniz. Siyasi maslahatlarınız için bu fitne ateşini besliyorsunuz. Yeter artık! Bugün çözeceğiz, yarın çözeceğiz diyerek halkı kandırmayın. Teröre destek veren ülkeler ile dost ve müttefik olduğunuz sürece bu ateş sönmez, bu sorunu da çözemezsiniz.

Ey Müslümanlar! Terörü bitireceğiz söylemleri ile başlatılan süreç, aslında çözüm değil, çözümsüzlük sürecidir. Bu süreç PKK’nın bölge üzerindeki vesayetini artırmasından ve güney sınırında PYD’ye dönüştürülmesinden başka hiçbir işe yaramadı. 30 yıldır kanın durması için atılan adımların hiç birisi samimi değildir. Çünkü bu adımları atanlar, dün olduğu gibi bugünde sırtlarını ya Amerika’ya ya da İngiltere’ye dayayarak yürümektedirler. O halde ne zaman kâfirlerin bu topraklardaki egemenliği kalkar, ne zaman bu topraklarda onlara hiçbir söz hakkı tanınmaz ve ne zaman ki kâfirlerin getirdiği bu laik ve demokratik nizamlar atılır, işte o zaman bu çatışma biter. İşte o zaman düşmanlık tohumları eken fitne yok olur. İşte o zaman eskiden olduğu gibi barış ve huzur gelir.

Sorunun çözümüne gelince; dün olduğu gibi bugünde Müslümanlar arasında oluşturulan bu suni husumeti bitirecek olan İslam’dan başkası değildir. Zira İslam, düşman olan nice halkı birbirine kardeş kılmış ve aynı safta omuz omuza bir araya getirmiştir. Kaldı ki Müslüman Türk ve Kürt halkı hiçbir zaman birbirine düşman olmamıştır. Müslüman Kürt halkını temsil eden PKK olmadığı gibi, Müslüman Türk halkını temsil eden de laik demokratik cumhuriyet değildir. Aksine her iki halkın mayası, ortak inancı ve yegâne dayanağı İslam’dır. İslam’ın hayata hâkim olduğu dönemde böyle bir sorun yaşanmamış ve inşallah ikinci Raşidi Hilafet ile de yaşanmayacaktır. Zira bu sorunun yegâne çözümü, nübüvvet minhacı üzere kurulacak olan Raşidi Hilafet’tir.