Şam Halkını Boyunduruk Altına Alamayınca Çılgına Dönen Amerika ve Müttefikleri, Boyun Eğdirmek İçin Sadece Havadan Değil, Karadan da Askeri Müdahale Borazanlığını Yapıyorlar!

Hizb-ut Tahrir / 2017-09-22
Şam Halkını Boyunduruk Altına Alamayınca Çılgına Dönen Amerika ve Müttefikleri, Boyun Eğdirmek İçin Sadece Havadan Değil, Karadan da Askeri Müdahale Borazanlığını Yapıyorlar!

Şam Halkını Boyunduruk Altına Alamayınca Çılgına Dönen Amerika ve Müttefikleri, Boyun Eğdirmek İçin Sadece Havadan Değil, Karadan da Askeri Müdahale Borazanlığını Yapıyorlar!

Altı yıldır elinden geleni yapan Amerika, Şam halkını nobrana boyun eğdirmek, katliam ve zorbalığını kabul ettirmek için her türlü yöntemi kullanıyor. Bu yüzden işlemedik vahşet ve katliam bırakmadı. Yine de başarılı olamadı... Önce hava ve denizden bombardıman yağmuruna tuttu... Sonra İran ve ardından Rusya’yı devreye soktu... Sonra zaman zaman Türkiye ve İran gibi bölge ülkelerinin küçük büyük kara birliklerini, İran partisi gibi ajan ve çeşitli isimler altında ithal edilen milisleri ve daha sonra da içerideki ilintili grupları emrine amade kıldı... Bunu bazen doğrudan kendisi yaptığı gibi müttefik ve hempaları üzerinden de yapıyordu...

Suriye sahnesi uluslararası çatışmadan yoksundur. Suriye’de iktidar dizginleri Amerika’nın elindedir. Libya ve Yemen’deki durum gibi değil... Dahası komşu bölgesel güçler de Amerikan yanlısı ve uydularıdır. Ürdün gibi müstahkem İngiliz kaprisindeki ülkeler bile Amerikan muhalifi olmaktan korkuyor. Fırsat buldukça parazit çıkararak İngiliz politik disiplininde hareket ediyor... Kaldı ki Amerikan talimatıyla kirli paradan beslenen içerideki pek çok silahlı grup da kardeşlerine karşı silah yardımı almaktadır... Buna ek olarak Amerika, rejimden ziyade muhaliflere dayatılan ateşkes ve hasmane faaliyetlerin durdurulması, kirli para trafiği ve silah sevkiyatının kontrol altında tutulması, son olarak da çatışmasızlık bölgeleri gibi çeşitli entrikalar kurdu… Öte yandan Amerika, müttefikleri ve ajanları karşısında pek direnen yok. Sadece sayıları oldukça az bir grup direniyor. Tabii Rablerine, dinine, ümmetine sadık ve muhlis Şam halkını da unutmamak gerek. Bütün bunlar, fiziksel üstünlüğün İslam düşmanı Amerika, müttefikleri, ajanları ve münafıklar tarafında olduğunu gösteriyor... Ancak fiziksel üstünlük, zafer ve yenilgide her şey demek değildir...

Onun için Amerika, müttefikleri ve ajanları dehşete düşüp çılgına döndüler. Delirdiler. Amerika, samimi Şam halkını uysallaştırıp planlarını uygulamak için bütün kozlarını kullandı ancak başarılı olamadı... Görünüşe göre planlanan çözümü dayatmak için yoğun askeri operasyon düzenleme dışında hiçbir opsiyonu kalmadı. Sadece hava ve denizden bombalamakla veya özel birlikler, uzmanlar, danışmanlar göndermekle kalmıyor, ordular düzeyinde kara birlikleri de göndererek askeri operasyonları artırıyor. Bu bir nevi askeri sömürgeciliği öykülüyor. Ama bunu farklı bir isimle “terörle mücadele” süsleyip püslüyor. Oysa terörün anası da babası da Amerika’dır.

قَاتَلَهُمُ اللَّهُ أَنَّى يُؤْفَكُونَAllah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar![Tevbe 30]... Sonra uluslararası kararı desteklemek gibi farklı bir gerekçe ile de süslemesi olasıdır! İşte 15 Eylül 2017’de gerçekleşen 6.Astana toplantısında bu iki gerekçe ön plana çıkıyor. 15 Eylül 2017 Cuma günü el-Arabiya sitesinin Astana toplantısından aktardığına göre “... Astana görüşmeleri sonuç bildirgesini açıklamak için Cuma günü basın karşısına çıkan Kazakistan Dışişleri Bakanı, “Çatışmasızlık bölgeleri 6 ay süreyle oluşturulacak, gerekirse uzatılacak” dedi... Kazakistan’ın başkenti Astana’da altıncısı düzenlenen görüşmeler ikinci gününde de devam ediyor. Öncesinde garantör ülkelerinin - Rusya, İran ve Türkiye- uzmanları arasında biri dizi toplantılar oldu... AA’nın edindiği bilgiye göre, Astana’daki toplantıda, uzun süredir müzakereleri süren İdlib’teki çatışmasızlık bölgesinin sınırları da netleştirilerek karara bağlandı... İdlib bölgesine konuşlandırılacak güçler konusunda görüşmelerin devam edeceğini ekledi... Dün Perşembe günü toplantıların ilk gününde Kazakistan Cumhurbaşkanı, ülkesinin Suriye’ye askeri birlik sevk etmesinin ancak BM kararı ile mümkün olacağını kaydetti...” 14 Eylül 2017 günü Nazarbayev’in bu açıklamasını teyit eden Orient.net sitesinin aktardığına göre, start alan Suriye konulu altıncı tur görüşmeleri ile eş zamanlı olarak Perşembe günü Astana’da bir basın toplantısı düzenleyen Nazarbayev, Birleşmiş Milletler (BM) bazı güçleri (Suriyeye) gönderme kararı alırsa biz BM üyesi olarak oraya askerlerimizi gönderebiliriz.dedi.

Bu açıklamaların askeri operasyon ağırlıklı açıklamalar olduğu açık. İdlib kentini çatışmaya dâhil etmek, diğer bölgelerden farklıdır. Çünkü ateşkes ve sair tuzaklarla teröristler veya aşırılar adını verdikleri savaşçıları İdlib’te topladılar... Bu ülkelerin özellikle bazı Türk yetkililerin İdlib’e yönelik açıklamalarında askeri operasyon söylemi açıkça görülebilir. 17 Eylül 2017 günü Sputnik sitesine göre “Suriye sınırında yer alan Kilisli yerel bir kaynağa göre bir haftadır kentte yoğun askeri hareketlilik gözleniyor. Türk Silahlı Kuvvetleri yaklaşık bir haftadır Suriye sınırına askeri sevkiyat yapıyor... Öbür yandan Suriye sınırındaki bir Türk askerinin “Sputnik’e” yaptığı açıklamada, Türk ordusunun Suriye’nin İdlib kenti karşısındaki Hatay’ın Reyhanlı ilçesine üç gündür askeri araç sevkiyatı yaptığını söyledi...” Ayrıca Kazakistan Cumhurbaşkanı da Güvenlik Konseyi kararı ile askeri müdahalede bulunabileceklerini ima etti, hatta açıkça söyledi. O bu açıklamayı kendiliğinden yapmadı elbet. Zira onun eli öyle uzun değil.Dolayısıyla boyundan büyük işlere kalkışamaz. Amerika ve müttefikleri kendisine ne fısıldamışsa ancak onu eveleyip geveleyebilir... Öyle görünüyor ki mücrim Amerika, alternatif bulana dek yapay solunum ile hayat üflediği Şam zorbasına daha fazla sabredemeyecek. Şam halkını yeni laik diktatörü kabule boyun eğdirmek için “Terörle mücadele” ve “uluslararası toplum kararı” bahanesiyle askeri işgal planlama niyetinde! İslam düşmanları, askeri işgalde bulunabileceklerini sanıyorlar. Allah’ın izniyle onların bu sanısı daha önce kendilerini mahvettiği gibi şimdi de onları mahvedecektir.

Ey sadık Şam halkı! Samimiyetiniz ve kapı gibi kararlılığınız Amerika ve müttefiklerini çılgına döndürdü. Bunlar karşısında direnen muhalif gruplar sayıca az ve dağınıktır. Birleştirici tek bir siyasi liderlikten de yoksunlar. Hal böyleyken bu dağınık gruplar birleşip tek bir potada eriseler, içleri de dışları da İslam nuru ile aydınlansa peki nasıl olur? Kaldı ki kirli para ile beslenen, ülke ve halkın düşmanı ile savaşacakları yerde kendi aralarında savaşan gruplar, sizin evlatlarınız ve kardeşlerinizdir. Onun için onlara engel olun ki İslam düşmanlarına yaslanmak yerine iman fustatında yer alsınlar... Şu iki husus: Bu grupların birleştirici ve önderlik edici siyasi liderlikten yoksun olmaları ve İslam düşmanlarına yaslanıp kirli paraya güvenmeleri iç duvarda tehlikeli bir çatlaktır. Bu çatlağın onarımı sizin elinizdedir. Gereken ciddiyeti, çaba ve özeni gösterin.

Ey her yerdeki Müslümanlar! Amerika ve müttefikleri, yeni isimlerle askeri müdahale için kapı aralamanın planlamasını yapıyorlar. Sadece havadan, özel kuvvetler ya da uzmanlar ile değil, aksine ordulara benzer kuvvetlerle askeri operasyon yapmak istiyorlar. Bunun için terörle mücadele ya da uluslararası toplum kararı gibi aldatıcı isimler üretiyorlar... Askeri operasyon, çok tehlikelidir. Bölgeyi tekrardan eski askeri sömürgeciliğin ölümcül suretine geri götürecektir. Hatta bu sömürgeciliğe gasp ettikleri bazı üsler ile örtülü biraz daha (modern) elbise giydirilecektir... Bunu Şam diyarında başardıkları takdirde, bu, diğer ülkeler için de bir girizgâh olacaktır. O zaman da şu atasözü gerçekleşecektir: Ben beyaz öküzün yendiği gün yendim!O gün herkes pişman olacak, ancak pişmanlık fayda etmeyecektir... Şüphe yok ki bu, her şeyi ayırt eden kesin bir söz elbet ve bu, asla bir şaka değildir. Ciddi duruşu, iyi ölçüp derin düşünceyi gerektirir. Kalkanınız olan Hilafet anıtının yıkılışı, düşmanları cesaretlendirmiştir. Bu anıtı yeniden diriltmek sizin, özellikle de güç ve kuvvet sahibi kimselerin elindedir. Bunlar, sömürgeci kâfirleri hamd ile tesbih eden Ruveybida yöneticileri ayaklar altına alabilir, ardından o ittifakları tepetaklak getirebilirler. İslam düşmanlarına üsleri de fayda etmeyecektir.

وَظَنُّوا أَنَّهُمْ مانِعَتُهُمْ حُصُونُهُمْ مِنَ اللَّهِ فَأَتاهُمُ اللَّهُ مِنْ حَيْثُ لَمْ يَحْتَسِبُواOnlar da kalelerinin, kendilerini Allahtan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allahın emri onlara ummadıkları yerden geldi...[Haşr 2]

Ey Suriye halkı! Ey her yerdeki Müslümanlar! Siz, muazzam fiziksel güçlerine rağmen düşmanların bunca yıldır sizi projelerine boyun eğdiremediklerine tanık oldunuz. Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın yardım ve inayetiyle sizin kararlılık ve sebatınız karşısında düşmanların kararlılığı zayıf kalmıştır. Devasa fiziksel potansiyellerine rağmen kalpleri boştur. Çatışamayacak kadar zayıf, ilerleyemeyecek kadar korkaktırlar... Buna rağmen korkaklar, düşman duvarındaki çatlaktan ve hasmın bünyesindeki yıkıktan faydalanabiliyor. Sonra da aslında güçlü oldukları için değil, düşman duvarındaki çatlak ve hasmın bünyesindeki yıkıktan dolayı aslan gibi kabarıyorlar... Halkına yalan söylemeyen bir lider olarak Hizb-ut Tahrir, bu yarık ve yıkığın İslam hükümleri ile sağlamca onarılmadan öylece bırakılmasından şiddetle sakındırıyor, uyarıyor. Bu meselenin çözüm ve ıslahı, Allah’ın indirdikleri ile hükmetmek ve Allah yolunda orduları seferber etmektir... Hizb-ut Tahrir’in uyarı ve ikazına yanıt verir ki dünya ve ahiretin izzetine nail olasınız.

يَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَيُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ وَأُخْرَى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ(Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır. Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allahtan bir yardım ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele![Saff 12-13]

إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌŞüphesiz ki bunda kalbi olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.[Kâf 37]