ABD Seçimlerinde Trump Zaferi!

2016-11-18
ABD Seçimlerinde Trump Zaferi!

ABD Seçimlerinde Trump Zaferi!

Soru:

Burada ikna edici bir cevap bulamadığım bir soru var: Trump, Clinton’a karşı nasıl büyük bir farkla bir zafer elde edebildi? Hâlbuki bilindiği üzere 08 Kasım 2016 seçimleri öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında Clinton çok büyük bir farkla Trump’ın önünde gözüküyordu. Ayrıca seçim kampanyası sırasında Trump, Avrupa, Çin, Suudi Arabistan, Müslümanlar ve hatta Kore’ye karşı sert açıklamalar yaparken Rusya ve Beşşar’a övgüler yağdırmıştı... Bu, Amerikan politikasında, özellikle Suriye konusunda değişiklik olacağı anlamına mı geliyor? Teşekkür ediyorum, Allah mükâfatınızı artırsın.

Cevap:

Yukarıdaki soruların yanıtlarını anlayabilmek için aşağıdaki hususları gözden geçirmek gerek:

1- Amerikan seçim yasası, insanların görüşlerine bağlı ve oy sayısının ölçüldüğü geleneksel duruma aykırıdır. Seçim yasasına göre her eyaletin, toplam sayısı 538 olan seçici kurulda belli bir oy sayısı vardır. Bir aday, yüzde 1’lik bir farkla olsa da bir eyaletteki oyların çoğunu alsa, eyaletteki oyların hepsini almış sayılır. Örneğin 2 milyon nüfusa sahip ve seçici kurulda 20 oyu olan bir eyalette, adaylardan biri seçmen oyunun %51’ni alır, diğeri de %49’nu alırsa, oyların %51’ni alan aday, 20 kişilik seçici kuruldaki oyların tamamını alır, kazandığı oy sayısına göre değil. Yani (%51=10,2) oy alan aday, 20 kişilik seçici kurulda yaklaşık 11 oy, diğeri de 9 oy alması gerekirken, 20 oyun tamamını almaktadır.

Dolayısıyla adaylardan biri, seçmen oylarının çoğunu alırken, seçici kuruldaki oyların çoğunu alamayabiliyor. Kuşkusuz bu, eyalet nüfus yoğunluğuna, seçici kurulda o eyalete tahsis edilen oy sayısına ve adaylardan birinin diğerine nazaran eyalette elde ettiği oy oranına göre belirlenmektedir.

Kamuoyu yoklamalarında seçici kurul değil halkın oyu göz önüne alınmaktadır. Bu nedenle yukarıda belirtildiği gibi halkın oylarının çoğunluğu seçici kurul oylarının çoğunluğu ile örtüşmeyebilir ve bu seçimlerde bizzat da böyle olmuştur. “Clinton, yüzde 47,6’lık oranla 60.556.142 milyon seçmenin oyunu alarak seçici kurulda 232 oy elde ederken, Trump, yüzde 47,3’luk oranla 60.116.246 milyondan daha az seçmen oyunu alarak seçici kurulda 306’dan fazla oy elde etmiştir...” [8 Kasım 2016 ABD Başkanlık Seçimleri]

Bu, bir açıdan böyledir, diğer taraftan mali ve politik nüfuz, adaylara eşlik eden güvenlik konuları, hiçbir değer tanımayan aksiyonlar, faydalı veya zararlı aksiyon olduğuna bakmaksızın her adayın bütün enerjisini harcaması, seçmeni belli bir yöne yönlendirmekte etkili unsurlardır. Örneğin Clinton’un e-posta konusunu gündeme getirmek bu kabildendir. “FBI Başkanı James Comey, seçimlere 12 gün kala, Clinton hakkındaki e-posta soruşturmasının yeniden başlatıldığını açıkladı...”[13.11.2016 BBC Arapça] Bu e-posta olayının seçimler üzerinde bir etkisi oldu. Clinton, yaptığı açıklamada, “James Comney’in seçime günler kala Dışişleri Bakanı olduğu dönemde kişisel e-posta kullanımı ile ilgili yeniden soruşturma başlatıldığını açıklaması seçim kampanyasına çok büyük siyasi zararı verdiğini söyledi ve FBI başkanının, temelsiz olan soruşturma açıklaması, soru işaretleri oluşturdu. Daha önce beni suçlayacak bir şey bulamadığını açıklamıştı. Kaldı ki bunun seçim sonuçlarına olumsuz etkisi olmuştur...” dedi. [13.11.2016 BBC Arapça] Ayrıca Cumhuriyetçiler, Amerika’nın kurtuluşu için değişim gereksiniminin olduğuna dair ortam hazırladılar. Demokratların idaresi altında Amerika’nın uluslararası prestij kaybı yaşadığını kamuoyuna pompaladılar. Cumhuriyetçilerin eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve Dışişleri Bakanlığı müsteşar eski yardımcısı olan kızı Liz Cheney tarafından kaleme alınan ve seçimlere iki ay kala yayınlanan, Reuters’in de 08 Nisan 2016 tarihinde kesitler yayınladığı “İstisnasız: Neden Dünya Güçlü Bir Amerika’ya Muhtaçtır.”başlıklı kitapta şöyle geçmektedir:

“Ne yazık ki, hızla artan açık terör tehdidiyle karşı karşıyayız. Başkan Obama, gücümüzü önemli ölçüde zayıflattı. Amerika’nın müttefiklerinden vazgeçti, düşmanlarımıza cesaret aşıladı.” Artı her bir adayın finansal çevreleri, politik ve istihbarat etkinlikleri ve gizli güçleri var! Sonra oylarını almak için Yahudi lobisi istismar edilmektedir. 11 Mayıs 2016 günü Israel Today gazetesine açıklamalarda bulunan Trump, “Ben, İsrail ve halkını seviyorum ve saygı duyuyorum.”dedi ve devamla “İsrail’i elbette koruyacağız, unutmayın ki İsrail, bizim için bölgede umut ışığıdır. Bu yüzden İsrail gerçekten önemlidir.” şeklinde konuştu. Amerikan büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma sözü verdi...

2- Kapitalist ülkelerde, özellikle ABD seçim kampanyalarında adayların “kirli çamaşırları” ortaya dökülür. Adayların skandalları, hakaretleri, küfürleri, hataları veya günahlarının araştırılmasından çekinilmez... Ancak bu seçim, öncekilerinden farklıydı. Adayların seviyesi ayaklar altındaydı. Ahmakça söylemler kullanıldı. Kişisel suçlamalarda bulunuldu ve bel altına vuruldu. Amerika’nın artan sorunlarına kalıcı ve faydalı çözüm ve fikirler sunulmadı. Birçok Amerikalı, kötü ile daha kötü arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı. Bu, gitgide kötüleşen sorunlar, ekonomik ve iç krizler, toplumda artan bölünmeler yüzünden Amerika’nın uçuruma doğru yuvarlandığını göstermektedir. Trump’ın açıklamalar da bu bölünmeyi iyice derinleştirdi... Cumhuriyetçi Parti üyesi ve eski Dışişleri Bakanı Colin Powell, Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı Trump’ı “ulusal bir utanç ve uluslararası bir parya.”olarak nitelediği görüldü. [14.09.2016 BBC Arapça] Bazıları da Hillary Clinton’ı önemsiz ve başkanlığa elverişli olmadığını söyledi. Bunun kanıtı, Dışişleri Bakanı olarak görev yaptığı sırada gizli bilgiler göndermek için kişisel e-posta hesabını kullanmasıdır. ABD başkan adayı Hillary Clinton, “Dışişleri Bakanı olduğu dönemde kişisel e-posta kullanmasıyla ilgili Federal Soruşturma Bürosu’na (FBI) ifade verdi. Adalet Bakanlığı, bu ihmalin bir suç teşkil edip etmediğini inceliyor...”[02.07.2016 BBC Arapça] Bütün bunlar, Amerika’nın çökmeye başladığını göstermektedir. Amerika, bu en iyi iki aday dışında başka bir aday bulamadığına göre bu, Amerika’nın gelecekteki çöküntüsüne delalet etmektedir... Kirli çamaşırların ortaya döküldüğü seçim açıklamaları açısından durum böyle...

Bu açıklamaların gerçekliğine gelince, Cumhuriyetçilerin küstahlık, Demokratların da kandırmaca üslubuna uygun düştüğü sürece bu açıklamaların gerçeklik ve doğruluk payı vardır... Buna göre seçim açıklamaları, seçimden sonra adayın operasyonel politikası için gerçek kriter değildir... Bu hissedilir somut bir vakadır. Obama, seçim kampanyasında Guantanamo kampını kapatacağı vaveylasını dile getirmişti. Oysa Guantanamo kampı hâlâ faaliyettedir ve Obama’nın görev süresi dolmak üzeredir. Hatta Trump bile kendi açıklamaları ile dalavere etmeye başladı:

- Aralık 2015’te Trump, “Müslümanların ABD’ye girişinin tamamen durdurulması, onları takip için veri tabanı, dinlerini belirten özel kimlik kartı oluşturulması ve camilerin gözetim altında tutulması”çağrısında bulunmuştu... [07.12.2015 BBC] Ancak daha sonra verdiği sözlerle ilgili olarak “bunun sadece bir öneri olduğunu”ileri sürdü...” [11.11.2016 el-Cezire] Sözünü tutmayacak olsa da Müslümanlara yönelik tehdit ve baskı üslubunu kullanmaya devam edecektir.

- İran Nükleer dosyası ile ilgili olarak anlaşmayı iptal edeceğini açıkladı. Ancak bu olası değil. Tam aksine insanları kandırmak için İran karşıtı aşırı tutum sergileyecek. Çünkü Trump, İran’ın Amerika’nın bir uydusu olduğunu ve Amerikan politikası güttüğünün farkındadır. Bunlar, açıklamalarında kendisi ile çeliştiğini ya da karşı tarafı korkutmak, Amerikalıları kandırmak ve öncekilerin yapamadığını yapacağını söyleyerek onların duygularını gıdıklamak için kasten çelişkili açıklama yaptığını göstermektedir. Sanki bu, Amerika’nın kusurlarını ve uygulama kapasitesi olmadığını örtbas etmek üzere aldatmak için benimsediği bir üslup gibi geliyor.

- ABD’nin yeni Başkanı Donald Trump, Amerikan CBS Televizyonu’na verdiği demeçte “Ülkedeki üç milyona yakın kaçak göçmeni sınır dışı etmeyi istediğini belirtti. Trump açıklamasında, “Sabıkalı olanları, çete üyelerini, uyuşturucu satıcılarını ihraç edeceğiz ya da hapse atacağız. Bunların sayısı belki 2 milyon hatta 3 milyon bile olabilir. Ama ülkeden çıkacaklar, burada yasadışı durumda bulunuyorlar, dedi...”Cumhuriyetçi başkan sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkede belgesiz yaşayan suça karışmamış diğer göçmenlerin durumunun da duvar tamamlandıktan sonra gözden geçirileceğini belirtti. ABD ile Meksika arasına duvar örme projesi ile ilgili ise Trump, duvar inşa etmeyi planladığını ancak bazı bölgelerde çitlerin de kurulabileceğini söyledi. Kimi bölgelerde duvar en uygundur. İnşaat konusunda ben en iyisiyim...” dedi. [13.11.2016 el-Hurra] Açıktır ki Trump, kendi açıklamalarıyla oynamaktadır. Yaklaşık üç milyon göçmenin ülkeden sınır dışı edileceğini söyledikten sonra geri adım atarak açıklık ve istisna getirdi. Çit konusunda bile geri adım atarak bazı bölgelere duvar bazı bölgelere de çit kurulacağını ifade etti... Bu, onun başkalarına karşı tehdit ve saldırı üslubu kullandığını ama aynı zamanda da geri adım atmaya hazır olduğunu teyit etmektedir.

- Daha önce Trump, NATO’nun “gereksiz” olduğunu söylemiş ve ABD’nin, Rus saldırısına maruz kaldığında Avrupalı müttefiklerinin yanında yer almasının, onların birliğe yapacağı ödemeye bağlı olacağını açıklamıştı. [AFP, 11.11.2016 el-Haliç]

Bu arada mevcut ABD Başkanı Barack Obama, “Trump’ın NATO’ya bağlı kalacağını söyledi. [14.11.2016 BBC Arapça]

3- Eski başkan döneminde devam eden hassas sorunlar konusunda Amerika’nın politika değişikliğine gelince, ana hatlarda bir değişiklik olması beklenmiyor. Belki üsluplar değişebilir. Amerikan sistemine farklı kurumlar hâkimdir. Her bir kurumun fazla veya eksik yetkileri vardır. Örneğin başkan ve idaresi, Pentagon, Kongre ve Ulusal Güvenlik Konseyi, güvenlik daireleri gibi... Bu kurumlar, üsluplardaki değişiklikle birlikte Amerikan politikasının ana hatlarının sabit kalmasında etkin rol oynarlar. Buna açıklık getirmek adına soruda geçen Suriye konusunu ele alalım:

- Obama, Beşşar’ı destekledi ama bunu açıktan yapmadı. Hatta Suriye’nin geleceğinde Beşşar’a yer olmadığını söyledi... İlk önce Beşşar ile müzakere yapılamaz dedi... Sonra Beşşar ile müzakere yapılabilir, ancak geçiş aşamasında Beşşar’a yer yoktur diye konuştu... Daha sonra da geçiş aşamasında da olabilir, ancak Suriye yönetiminde yer alamaz dedi... Son olarak ise Beşşar, cumhurbaşkanlığı seçimlerine de katılabilir açıklamasında bulundu! Trump ise, Beşşar’ın terörle mücadele ettiğini, Beşşar’ı değil terörizmin ortadan kaldırılması için Beşşar’ın öncelikli ve etkili bir unsur olduğunu söyledi. “Guardian gazetesi, Trump’ın IŞİD’i yenmek için Rusya ve Suriye ile ittifak kurmayı yinelediğini ve bunun Suriye krizinde tercih ettiği bir politika olduğunu bildirdi. Gazete, Trump’ın Wall Street Journal gazetesindeki “Esed’i kesinlikle sevmiyorum, ancak Esed rejimini güçlendirmek, iç savaş kaosundan beslenen ve Amerika’yı tehdit eden aşırılığı ortadan kaldırmanın en iyi yoludur.” sözlerini aktardı...”[13.11.2016 el-Cezire] Geçen Temmuz ayında New York Times gazetesinde yayınlanan bir röportajında Trump, “Ben Esed’den önce IŞİD’den kurtulmak gerektiğine inanıyorum.”diyerek Suriye krizi konusunda ne düşündüğünü ifade etti. Seçim kampanyası sırasında ise IŞİD ile mücadele amacıyla Suriye ve Irak’a gönderilecek on binlerce asker yanı sıra NATO kuvvetlerinin de gönderileceğini söyledi... 04 Kasım 2016 günü haber ajansları, Trump’ın “Biz, ABD’nin ulusal güvenliği açısından çok önem arz eden durumlarda sadece askeri güç kullanacağız.”dediğini aktardı. Eski yeni her ABD Başkanı bunu söyler. Hatta açıkça yalan söyleyerek ulusal güvenlik gerekçesiyle herhangi bir ülkeye acımasızca saldırmaktan da asla kaçınmazlar.

- Keza Obama, teröristlerin eline geçebileceği korkusuyla muhaliflere etkili silah verilmesini yasakladı... Trump ise muhaliflerin eline geçme ya da geçmeme olasılığına aldırış etmeksizin muhaliflerin kesinkes silahlandırılmamasını söylüyor. “Guardian gazetesi, Trump’ın yardım talebinde bulunan Suriyeli silahlı muhaliflere Amerikan desteğini sona erdirme niyetinde olduğunu ifade etti...”[13.11.2016 el-Cezire]

- Obama, Suriye krizinde Avrupa’yı dışladı. Ancak Lozan Konferansı’ndan Avrupa’yı dışlasa da, ertesi gün boş ve faydasız bir toplantı ile Avrupa’nın gönlünü almayı da ihmal etmedi. Avrupa’yı hoşnut etmek ise Trump’ın umurunda bile değil. Aksine sanki bir hiçmiş gibi Avrupa’nın yüzüne bar bar bağırmaktadır! Şiddetli tepki vermelerini umursamıyor. “... Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Trump hakkında “Yüzünü görünce kusasım geliyor.”dedi. İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson da “akli dengesi yerinde değil.” derken, İtalya Başbakanı Renzi de “Korku politikası yayıyor.” dedi. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schultz ise “Trump, sadece Avrupa Birliği’nin değil dünyanın sorunudur.”dedi. [11.11. 2016 Şarku’l Avsat] 11 Kasım 2016 günü Alman Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Alman ZDF Televizyonu’na bir açıklama yaptı. Seçim kampanyası sırasında Rusya’nın NATO üyesi bir ülkeye saldırması durumunda askeri yardımdan önce o ülkenin savunma taahhütlerini yerine getirip getirmediğini dikkate alacağını söyleyen Trump’ın bu açıklamalarına yanıt olarak Alman bakan, “Geçmiş önemli değil diyemezsin, ortak değerler önemsizdir diyemezsin. Aksine bunun yerine olabildiğince birlikten para koparmanın yollarını arayacaksın... NATO sadece bir iş olmadığı gibi bir şirket de değildir.”dedi. [10.11.2016 Reuters]

- Obama, Suriye’de Rusya’nın acımasız saldırılarına dayanmaktadır. Ama diğer taraftan muhalifleri kandırmak ve aldatmak için Rus saldırılarına karşı olduğunu da ifade etmektedir... Trump ise açıktan ve alenen Rusya’ya dayanmakta, Putin’e övgüler yağdırmaktadır. Hatta Putin’i Başkan Obama ve rakibi Clinton’un önüne bile geçirmektedir! Putin hakkında “Rusya Devlet Başkanı, bizim başkandan daha iyi bir lider”dedi. [14.11.2016 BBC Arapça] “Putin senden ve Barack Obama’dan çok daha zeki, bunu defalarca gösterdi. Bunu Suriye’de ve birçok uluslararası arenada gösterdi.”diye de ekledi. [20.10.2016 Skynews Arapça] Obama ve Trump, farklı üsluplara sahip olsalar da Amerikan çıkarlarına hizmet için Rusya ile ilişki içindeler. Rusya’da var olan aşağılık kompleksi de bu konuda kendilerine yardımcı olmaktadır. Rusya, Avrupalı ve Batılı devlet olmak, yeniden büyük devlete dönüşmek ve Sovyetler Birliği’ndeki ihtişamını tekrar kazanmak istiyor. Trump, zaferini ilan ettikten sonra Rus parlamentosu onu ayakta alkışladı. Bu da Rusların çok aptal olduğunu ortaya koymaktadır!

Tüm bunlardan açığa çıkıyor ki Amerikan politikasının ana hatlarında Cumhuriyetçi Parti ile Demokratik Parti arasında hiçbir fark yoktur. Sadece üsluplar farklıdır o kadar.

4- Bunun nedenine gelince, iki partinin ortaya çıkış tarihiyle ilgilidir. Avaz avaz bağırdıkları demokratik giysi görüntüsüne bürünmek Cumhuriyetçi Parti’nin umurunda değil. Bilakis Cumhuriyetçi Parti’ye küstah kovboyca davranışlar hâkimdir, hatta bununla gurur duyarlar. İşte Cumhuriyetçi Parti böyle bir çevrede ortaya çıktı ve hâlâ da kovboyculuk egemendir... Kovboy kültürü, güçlü, kavgacı, katil, hırsız, yağmacı ve saldırgan kişilere meyillidir. Kimse itiraz edemez veya meydan okuyamaz. Ya sessiz kalmak ya da boyun eğmek zorundadır. Masum insanların ölmesini umursamazlar. Bu ülkelerinde oldukça yaygındır. Silah taşımak ve arzuları doğrultusunda kullanmak çok hoşlarına gider. ABD Senatosu, Demokratik Parti’nin bireysel silah satın almak isteyenlerin suç ve psikolojik geçmişinin soruşturulmasına izin veren önerisini iki kere reddetti... “20 Haziran 2016 Pazartesi günü Cumhuriyetçiler, yıllardır Demokratların yasalaştırmak istediği tasarıya karşıt oy kullandılar. Oylama sonucunda tasarı, 44 oya karşılık 56 oy ile reddedildi...”[21.06.2016 Russia Today] Silah lobisinin hâkimiyetinden dolayı bireysel silahlanma düzenlemesi Cumhuriyetçileri pek ilgilendirmiyor. İşte Trump’ın üslubu bu mantıktan geliyor. Bu, tehdit ve şantaj yoluyla yeniden prestij elde etmek için güçlüymüş gibi görünen kişi ve ülkenin bir üslubudur. Tehditleri uygulamak veya uygulamaktan vazgeçip başka bir üsluba sığınmak hiç önemli değil. Nitekim Trump, “Öngörülemeyen bir kişi olmak istiyorum.”dedi. [10.11.2016 Reuters] Trump, Amerikan politikasını kabul ettirmek ya da boyun eğdirmek veya muhalefet etmekten yıldırmak için başkalarına korku salacaktır. Bu yüzden açıklamaları dört bir cihette şok etkisi yaratmıştır. İslam ve Müslümanlardan nefret ettiği ortadadır... Çin sahasına inmiştir... İran, Suudi Arabistan ve Güney Kore’deki kuklaları selamette değil... Sanki bilerek kışkırtıcı bir şekilde var gücüyle Avrupa’ya abanmıştır! Küstahlık üslubu bakımından durum bu... Ayrıca madrabaz tüccar üslubunu da kullanacaktır. Öyle ki diğer devletlere şantaj yapacak, kendisi karı götürürken, Amerika’nın masraf ve fazlalıklarını diğerlerinin sırtına yıkacaktır. Bu nedenle Trump, şöyle bir açıklamada bulundu:

“Suudi Arabistan zengin bir ülke ve biz onları koruyoruz, onların kendilerini koruyabilmeleri için paraları var... Suudi Arabistan yakında büyük bir felaketin içine düşecek ve yardımımız lazım olacak. Suudi Arabistan biz olmasak burada olmaz ve uzun süre var olamaz...”[19.8.2016 NBC] Bu bir şantaj adımıdır. Trump, Suudi Arabistan’ın Amerika’daki mevcut tüm mevduatına el koymak istiyor. Özellikle de Kongre, JASTA adıyla bilinen kanunu onaylamışken. Kanun uyarınca Suudi Arabistan, 11 Eylül 2001 yılında New York Dünya Ticaret Merkezi’nde ölen Amerikalılara tazminat ödeyecek.

- Trump, seçim kampanyası sırasında eğer Güney Kore, ortak savunma kapsamında yarımadada konuşlu 28500 Amerikalı askerin masrafını ödemezse, yarımadada yerleşik Amerikan kuvvetlerini geri çekeceğini belirtti.

- NATO bütçesinin büyük bir bölümünü Avrupa’nın ödemesini istedi. Trump, NATO’nun “gereksiz” olduğunu söyledi ve “ABD’nin Rus saldırısına maruz kalması durumunda Avrupalı müttefiklerinin yanında yer almasının onların birliğe yapacağı ödemeye bağlı olacağını açıkladı.”[AFP, 11.11.2016 el-Haliç]

- İklim değişikliği hakkında ise “Şirketlere çevre kısıtlamaları, şirketlerin küresel pazardaki rekabet kapasitesini azaltır dedi ve iklim değişikliğini uydurma olarak niteledi.”Görüldüğü gibi Trump, kukla ve ajanlarına bile mali şantaj yapmak için çalışmaktadır!

5- Demokratik Parti’de ise aldatmak, sahtekâr demokrasi kisvesine bürünmek ve İngiliz üslubunu taklit etmek hâkimdir. Zehri balla karıştırarak sunar ve gülümseyerek öldürür. Cumhuriyetçi Parti ise saf zehir sunar ve azı dişlerini gıcırdatarak öldürür... Bu nedenle demokratik başkanlar, aldatmak ve gafillerin sevgisini kazanmakta mahirdirler. Cumhuriyetçi başkanlar ise, kimseyi kandıramaz, çünkü düşmanlıkları açık ve aşikârdır. Her iki partinin yakın tarihteki başkanlarına bir göz atıldığında açıkça bu görebilir. Örneğin Reagan, Nixon, baba ve oğul Bush, Cumhuriyetçilerdendir. Özellikle İslam ve Müslümanlara yönelik agresif ve kışkırtıcı şekilde küstahlıkları, aşikar ve azı dişleri de barizdir... Kennedy, Carter, Clinton ve Obama da Demokratlardandır. İslam ve Müslümanlara yönelik hile, aldatma, tuzak ve tebessümleri ortadadır... Bush, Haçlı Seferi derken, Obama Kahire’de ayet okumuştur... Oysa her ikisi de İslam’a tuzak kurmaktadır... Bu nedenle yukarıda söylediğimiz gibi: “Bu nedenle demokratik başkanlar, aldatmak ve gafillerin sevgisini kazanmak konusunda mahirdir. Cumhuriyetçi başkanlar ise, kimseyi kandıramaz, çünkü düşmanlıkları açık ve aşikârdır.”

6- Hatta her iki partinin logosunda bile söylediğimize uygun figür farkı vardır. Alman asıllı Amerikalı karikatürist Thomas Nast, 1870-1874 yıllarında Harper dergisinde bir karikatür yayınladı. Karikatürde, içlerinde etrafındakileri ezen öfkeli büyük bir fil de olmak üzere hayvan sürüsünü korkutmak için aslan postuna bürünmüş bir eşek çizdi... Sonra zamanla eşek, Demokratik Parti’nin, fil de Cumhuriyetçi Parti’nin logosu oldu. Bu semboller, her iki partinin resmini yansıtmaktadır. Her iki figür, 2008 yılındaki seçim kampanyası sırasında yayınlandı. İlkinde Demokratik Parti’nin logosunu temsilen bir eşek vardı. Sarı elbiseli ve Hillary Clinton’u sembolize eden bir kadın o eşeğe binmekteydi. Arkasında da Barack Obama’yı sembolize eden siyah bir genç vardı. Her ikisi de uzun bir sopaya bağlı havucu eşeğe sunmaktaydı. Bu sembol, o zaman Demokratik Parti’nin “Havuç ve sopa”ya dayalı seçim stratejisini temsil etmekteydi. Buna karşılık aynı kampanyada başka bir karikatürde ise iki aday daha görülmekteydi. Bunlar, Cumhuriyetçi Parti’den John McCain ve Mitt Romney’i sembolize etmekteydi. Partinin logosu olan bir file binmekteydiler. Her biri, “kasvet ve güce”dayalı Cumhuriyetçilerin muhafazakâr politikasını temsilen sert bir sopa ile o file vurmaktaydı.

Buna göre Trump’ın davranışı, birini diğerinden ayırt eden kişisel özellikler dışında Cumhuriyetçi Parti adaylarının davranışından pek farklı değil. Cumhuriyetçi Parti’nin genel özellikleri, yukarıda da belirtildiği gibi, kişisel özellikler dışında tüm partili adaylar için geçerlidir.

Özetle

A- Önceki Başkan döneminde kabul edilen Amerikan politikasının ana hatlarında özellikle İslam ve Müslümanlara, daha özelde de Suriye krizine yönelik kayda değer bir değişiklik olmayacaktır. Başkanın Cumhuriyetçi veya Demokratik olmasının hiçbir önemi yoktur. Çünkü Amerikan politikası, kurumsal bir politikadır. Her bir kurumun eksik veya fazla bir ağırlığı vardır...

B- Seçim retorikleri, uluslararası ilişkiler veya dışsal sorunların çözümü için pratik bir ölçü değil...

C- Amerika, kukla rejim ve sistemlere başkaldıran Müslümanlarla mücadelede Rusya’yı kullanmaya devam edecektir. Ayrıca Avrupa ile mücadelede de onu kullanacaktır. Zira Amerika, kendisine direnen Avrupalıları sınırlama niyetinde. Onlar küçük kardeş, Amerika ise ağabeydir. Amerikan proje ve politikalarına parazitlik, nüfuz alanlarında da kargaşa çıkaran, irade ve şemsiyesi dışında bağımsız hareket etmek isteyen, bağımsız askeri ve ekonomik güç oluşturmak için çabalayan Avrupalıları durdurmak istiyor. 

D- Sindirme, istihza, düşman kabul ettiklerine saldırı, kibir ve küstahlık yeni yönetimin üslupları arasında olacaktır. Bu nedenle saygın diğer devletlerin izleyeceği en iyi üslup, Amerikan baskılarına boyun eğmemek ve dize gelmemektir. Tehditlerinden korkmamaktır. Çünkü tehditleri, bir bardak suda fırtına koparmaktan başka bir şey değildir. Saygın ülkeler, Amerika’ya meydan okumaya, onunla mücadeleye ve onu bu bölgeden çıkarmak için çalışmaya devam etmelidir. Amerika, oğul Bush döneminde zirvede iken Amerika’ya karşı çıkmak için diğer devletlerle bir eksen oluşturan Fransa, onu etkileyebilmiştir. Bugün ise düşüşte olan Amerika’yı etkilemek çok daha kolaydır.

E- Görünüşe göre Trump başkanlığında Amerikan yönetimi, devletlerden para koparmak için şantaj üslubunu kullanacaktır. Elinde bu entrikadan başka bir şey yoktur. Bu durumda diğer devletler, onun şantajına boyun eğmemeli ve kamuoyunu ona karşı kışkırtmalıdır.

H- Amerika’nın boğazına düğüm, ayağına diken olan, uykularını kaçıran ve onu yatağında rahatça uyutmayan devrimci İslam ümmetine gelince, devrim ve mücadelesine devam etmelidir. Ümmet, Allah’ın izniyle Amerika ve tüm sömürgeci güçlere galip gelecektir. Irak kumları ve Afganistan topraklarında Amerika’nın burnunu yerlere sürtmüştür... Bilsin ki Amerika, örümcek ağından daha zayıftır. Çürümüş ve aşınmıştır, çöküşe doğru yol almaktadır. Bununla birlikte ümmet, Amerikan ajanları, kuklaları ve maşalardan da sakınmalıdır. Zira bunlar, Amerika’nın Müslüman ülkelerdeki antreleridir... Ayrıca ümmet, daha önce sahip olduğu izzete yeniden sahip olmak için kendisine kurtuluş, felah, şan ve şerefte önderlik edecek uyanık ve samimi insanlara yönelmelidir.

كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Marufu emreder, münkerden nehyedersiniz.” [Ali İmran 110]

ثُمَّ تَكُونُ جَبْرِيَّةً، فَتَكُونُ مَا شَاءَ اللَّهُ أَنْ تَكُونَ، ثُمَّ يَرْفَعُهَا إِذَا شَاءَ أَنْ يَرْفَعَهَا، ثُمَّ تَكُونُ خِلَافَةٌ عَلَى مِنْهَاجِ النُّبُوَّةِ “Daha sonra ceberut bir saltanat olacaktır. O da Allah’ın dilediği kadar devam edecektir. Ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldıracaktır. Sonra, nübüvvet metodu üzere Hilafet olacaktır. Sonra da sustu”[Ahmed] Bu, Allah’a zor değildir.

                                                                                                               H.18 Safer 1438

                                                                                                               M.18 Kasım 2016