Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 24 Mart 2026
"Amerika, tüm gücüne, yardakçılarına ve beslemesi Yahudi varlığına rağmen ne süper bir güçtür ne de mucizeler yaratan bir devlettir."
MESCİD-İ AKSA’NIN İBADETE KAPATILMASI
Gündem değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz. İhtilaflarımızın sevinçlerimizi gölgelediği, kan ve gözyaşının coğrafyalarımızı sarıp sarmaladığı, beldelerimizin bombardımanlara maruz kaldığı ve dahası 839 yıl sonra ilk defa Mescid-i Aksa’nın bayramda kapalı olduğu bir bayramı daha geride bıraktık. Haddi aşmış, Allah’ın gazabına müstahak olmuş işgalci Yahudi varlığı, iki buçuk yıldır Gazze’de yaptığı katliamların yanında şimdi de kirli ve kanlı ellerini ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’ya uzatarak bu Ramazan ayında ve bayramda onu ibadete kapatmıştır.
Ne hazin değil mi? Tüm dünyada Allah’ın mescitleri Ramazan’ın bereketi ve tekbirlerle şen olurken, kapısına kilit vurulan Mescid-i Aksa hüzne gark olmuştur. Kâfirlere haddini bildirecek yöneticilerden ve siyasi iradeden yoksun olduğumuz için Allah’ın düşmanları azgınlaştıkça azgınlaştı, küstahlaştıkça küstahlaştı, cesaretlendikçe cesaretlendi. Evet, Mescid-i Aksa’nın kapısı zincirlenmişken İslam beldeleri yöneticilerinin vurdumduymazlığı onların gerçek yüzünü bir kez daha açığa çıkarmıştır. Bu yöneticilerin Müslümanların kutsallarına karşı nemelazımcı tavırlarına, kâfirlerle olan işbirlikçi tutumlarına ilk defa bu hadiseyle şahit olmuyoruz. Aksa Tufanı Harekâtı, özellikle yansımaları itibariyle yöneticilerin gerçek kimliklerinin ve yüzlerinin ne olduğunu ortaya koymuştu zaten.
Ne yapmışlardı bu yöneticiler? İcraattan ve somut adımdan yoksun şekilde bol hamaset yaptılar, içi boş sözlerle ümmeti oyaladılar, aldattılar. Gazze’ye bir yudum suyu, bir kuru ekmeği ulaştırmaktan aciz kaldılar. Birleşmiş Milletler gibi gasıp İsrail’in kurucusu ve koruyucusu olan şer kurumlardan medet umdular. Siyonist varlığın işgalinin onaylanması anlamına gelen iki devletli çözümü canhıraş savundular. Sahip oldukları devasa güce ve ordulara rağmen Gazze’ye yardım etmeyerek mücahitleri silah bırakmaya, antlaşma yapmaya mahkûm ettiler. Filistin’in bağrına saplanmış zehirli bir hançer olan işgalci çeteyi mübarek topraklardan söküp atmak yerine onlarla anlaşma yapmayı zafer addettiler.
“Kudüs kırmızı çizgimizdir” edebiyatı yapan, Gazze’nin abisi ve hamisi olduğunu söyleyen yöneticilerin, maskelerin ardında gizlenen gerçek yüzleri bir kez daha ifşa olmuştur. Şimdi aynı yöneticiler, kendi tahtlarının bekasını ve ucuz siyasi çıkarlarını, Filistin halkının onurundan ve kapısına zincir vurulan ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’dan daha değerli görmüşlerdir. Sessizlikleri ve eylemsizlikleri bir gaflet değil, reel politik hiç değil; ancak ağır bir ihanettir. Onlar, zulme engel olmak yerine, Müslümanların kanlarını akıtanlardan hesap sormak yerine, peygamber mabedi Mescid-i Aksa’da ibadet edilmesine engel olanlardan hesap sormak yerine zulmün devamına onay veren aciz bir tavır sergilemişlerdir.
Artık yöneticilerin ihanetini perdeleyen bir maske kalmadı. Aksa Tufanı Harekâtı, iki seneyi aşkın süredir Gazze’de yaşananlar ve en son Mescid-i Aksa’nın kapısına zincir vurulması; onları olduğundan farklı gösteren elbiselerini yırttı attı. Artık siyasi istismar yapabilecekleri bir Filistin davaları kalmadı. Zira bütün kırmızı çizgiler aşılmış, izzet ve şeref Batı ile dostluk karşılığında feda edilmiştir.. Şimdi buradan, “din nasihattir” şiarıyla, mukaddes topraklarda yaşanan mezalime karşı kulakları sağır, dilleri lâl, kalpleri de taştan katı kesilen yöneticilere; belki hakka dönerler ümidiyle bir kez daha seslenmek istiyorum:
Ey yöneticiler! Size soruyorum: Gasıp Yahudi varlığı kutsallarımıza vahşice saldırırken ve Mescid-i Aksa’nın kapısına kilit vururken hiç mi vicdanınız sızlamadı? Mescid-i Aksa’nın esaretini nasıl olur da hiçbir şey olmamış gibi kabullenebilirsiniz? Sizde hiç mi Allah korkusu, hiç mi utanma duygusu kalmadı? Kalpleriniz, Müslümanların katledilmesini, mescitlerin kapatılmasını umursamayacak kadar körleşti mi? Ordularınızı, Kâbe’den çok daha değerli olan Müslüman kanı ve Mescid-i Aksa için hareket ettirmeyecekseniz ne için hareket ettireceksiniz? Ey yöneticiler! Bu vurdumduymazlığınızın Allah katında büyük bir vebal olduğunu da sakın aklınızdan çıkartmayın. Yaptıklarınızdan ve yapmadıklarınızdan mutlaka hesaba çekileceksiniz.
Artık açık bir şekilde ortaya çıkmıştır ki hilafet olmadan Filistin işgal ve zulümden kurtulamayacaktır. Raşid bir halifenin ortaya koyacağı sağlam bir irade olmadan Mescid-i Aksa tam anlamıyla özgürlüğüne kavuşamayacaktır. Sadece Aksa toprakları değil; hilafet olmadığı müddetçe Yemen, Doğu Türkistan, Keşmir, Arakan ve sair coğrafyalarımız da mahzun ve mazlum kalmaya devam edecektir.
ABD–İRAN SAVAŞI’NIN YANSIMALARI
Amerika ve Yahudi varlığının Ramazan ayında İran’a karşı başlattığı, bayramda da aralıksız devam ettirdiği din ve sömürgecilik savaşı 25. gününe girdi. Küstah Trump ve soykırım suçlusu Netanyahu, müzakere yoluyla teslim alamadıkları İran’a koşulsuz itaati dayatmak için eş zamanlı saldırıya giriştiler. Habis emellerini gerçekleştirebilmek için askeri güçlerini İran’a karşı seferber ettiler.
Savaşın başlangıcından bu yana Amerika bölgeye uçak gemilerini, mayın tarama gemilerini, deniz filosunun üçte birinden fazlasını ve dünyanın en gelişmişleri sayılan 160’tan fazla hayalet savaş uçağını sevk etti. Ona 200’den fazla savaş uçağıyla katılan Yahudi varlığının yanında Ortadoğu ile Körfez’de konuşlanmış 20’den fazla ana üs, onlarca küçük mevki ve yayılma noktası da bu saldırganlığın emrindedir. Ayrıca İngiltere’nin bölgedeki ve kendi topraklarındaki üslerinden, Fransız üslerinden ve ülkelerini, hava sahalarını ve askeri imkânlarını Amerika’nın hizmetine sunan bölgedeki yöneticilerden de destek almaktadır. Bütün bu devasa güce rağmen Amerika, şimdiye kadar İran rejimini dize getirme ve onu bir gecede sömürgeci şartlarına boyun eğdirme hayalini gerçekleştirememiştir.
Malumunuz, ABD’nin haydut başkanı Trump ve yönetim kademesi her fırsatta dünyanın en güçlü ve en gelişmiş ordusuna sahip olmakla övünüp duruyorlar. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu bir gece yarısı operasyonuyla kaçırmalarının ardından da büyük bir özgüven patlaması yaşadılar. Bu sarhoşlukla, dilediklerini yapabileceklerini, istediklerine emredip itaat ettirebileceklerini sandılar. İran savaşını da tereyağından kıl çeker gibi kolayca bitirip zafer kazanacakları zannıyla İran’a vahşice saldırdılar. Öyle ki Trump, Amerikalıların bölgedeki askeri yığınağını gördüklerinde İranlıların neden hemen teslim olmadıklarına bile şaşırmıştı.
Ancak hesapları tutmamış, hevesleri kursaklarında kalmıştır. Zira İran ordusu bugüne kadar direnmeyi başarmıştır; dahası Amerika’nın beslemesi Yahudi varlığını, bölgeye yayılmış askeri üslerini, radar ve erken uyarı sistemlerini hedef alarak bunların çoğunu körleştirip Amerika’ya bölgede acı verici darbeler indirmiştir. İran ayrıca Hürmüz Boğazı’ndaki Amerikan gemilerini ve deniz trafiğini hedef alarak Amerika’yı krize sürüklemiştir. Bu durum, Amerika’da net bir kırılmaya yol açmış; yaşadıkları hayal kırıklığı ve şaşkınlık, gerçekçilikten uzak kibir dolu açıklamalarına ve yüz ifadelerine yansımıştır.
Gelinen noktada küstah Trump, içine düştüğü çıkmazdan kurtulmak ve hem ABD içerisinde hem de dünya kamuoyunda günden güne dibe vuran imajını düzeltebilmek için yeniden “müzakere” lakırdılarını dillendirmeye başladı. Zira altyapısını vurmak üzere yaptığı tehdit, İran’ın direnci karşısında işe yaramadı. Bugün ise İran’la yeni bir anlaşma yapabilmek amacıyla saldırıları 5 gün daha ertelediğini söyleyerek zaman kazanmaya çalışmaktadır.
Şimdi soru şudur: Amerika ve beslemesi Yahudi varlığı hedeflerine ulaşamamanın getirdiği başarısızlığı nasıl telafi edecekler? Savaş nedeniyle yükselen petrol fiyatlarını ve küresel enflasyonu nasıl dizginleyecekler? Amerikan kamuoyundaki savaş karşıtı sesleri nasıl susturacak, sığınaklarda yaşamaya mahkûm edilen işgalci Yahudilerin yaşadığı paranoyayı nasıl sona erdirecekler? İşte tam da burada işbirliği ve ihanet ilişkileri gündeme gelmektedir. Çökmeye yüz tutmuş Amerika’nın koltuk değnekliğini yapan İslam beldeleri yönetimleri, İran savaşında da hemen devreye girerek görev üstlendiler. Sözde ateşkes ve arabuluculuk kılıfı altında Haçlı–Siyonist ittifakının savaşla yapamadığını müzakere ve hileyle başarması için bir araya geldiler. Bu yöneticiler güya tarafsızmış gibi davranmaya çalışsalar da ABD’nin hizmetinde oldukları herkesin malumudur. Sözleri ve eylemleri bunu açıkça göstermektedir.
Türkiye’den Mısır’a, Pakistan’dan Suriye’ye, Azerbaycan’dan Ürdün’e hepsi ABD ağzıyla açıklamalar yapıyorlar. Kimileri üslerini, kimileri hava sahalarını, kimileri istihbarat ve lojistik imkânlarını Haçlı–Siyonist ittifaka destek için sunuyorlar. Ne Allah’tan korkuyorlar ne de kendilerinden ve ümmetten utanıyorlar. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başından beri İran’ı suçlayan ve kınayan ifadeler kullanıyor, saldırgan Amerika’ya tek kelam etmiyor, Yahudi varlığına ise dil ucuyla genel geçer eleştiriler yöneltiyor.
Bakınız, Türkiye’nin de aralarında olduğu Arap ve İslam ülkeleri dışişleri bakanları geçtiğimiz Çarşamba günü Riyad’da bir araya gelerek istişare toplantısı gerçekleştirdiler. Toplantı sonrası yapılan ortak açıklamada yine İran’a kınama ve uyarıda bulundular. Asıl suçlunun sömürgeci kâfir Amerika ve Yahudi varlığı olduğunu söyleyemediler. Amerika ve Yahudi varlığının yetkilileri, Orta Doğu’ya yönelik bu saldırılarının İslam’a olan düşmanlıklarından kaynaklandığını, sıranın Sünni–Şii fark etmeksizin tüm İslam ülkelerine geleceğini açıkça söylemelerine rağmen bunun bir din savaşı olduğunu ya unutuyorlar ya da unutmuş gibi yapıyorlar. Trump’ın aşağılayıcı mesajlarını taşımayı, onun müzakere eden dili olmayı şeref sayıyorlar. Kur’an’ın deyimiyle: “İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?”
Bu tablo, İslam ümmetine, özellikle de ordularına meseleyi ciddiyetle ele almalarını zorunlu kılmaktadır. Şayet dinlerine ve ümmetlerine sahip çıkmak için bir an önce harekete geçmezlerse, sömürgeci ihtiraslarını ve sapkın dini hayallerini gerçekleştirmek isteyen bu kâfirler tarafından köleleştirilmeye maruz kalacaklar, beldeleri işgal edilip mukaddesatları kirletilecektir. Ancak muhlis, cesur ve kararlı olanlar kesin bir irade ortaya koyarlarsa, kâfir düşmanın işini bitirmek Allah’ın izniyle çok kolay olacaktır.Zira artık her basiret sahibi için şu gerçek ayan beyan ortadadır: Amerika, tüm gücüne, yardakçılarına ve beslemesi Yahudi varlığına rağmen ne süper bir güçtür ne de mucizeler yaratan bir devlettir.
Ümmetin orduları, Amerika’nın küstahlığına, istikbarına ve sömürgeciliğine karşı durabilecek kapasiteye fazlasıyla sahiptir. Ordularımızın tek eksiği, hain yöneticilerin çarçur ettiği siyasi iradedir. Eğer orduları kışlalara hapseden, ihanet anlaşmaları ve zillet ittifaklarıyla sömürgeci kâfirleri ümmetin tepesine çıkaran bu hain yöneticiler olmasaydı, ümmetin orduları Amerika ve müttefiklerini kesinlikle hezimete uğratır, burunlarını yere sürterlerdi. Dolayısıyla bugün yaşananlar, ümmetin bu yöneticilerden kurtularak kendisini izzet, kurtuluş ve hâkimiyete taşıyacak samimi kimselere teslim etmeye ne kadar acil ve hayati ihtiyaç duyduğunu kanıtlamaktadır. Amerika’nın nobranlığına, Yahudilerin küstahlığına ve bölgedeki sömürgeci saldırılara son vermenin yegâne yolu budur.
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu
26 Mart 2026
#hizbut tahrir türkiye#gündem değerlendirme#iran abd savaşı#iran savaşı#iran israil#filistin#gazze
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!