Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 6 Ekim 2026
Bugün Gazze’de uygulanmakta olan sözde ateşkes ve barış planına onay veren Birleşmiş Milletler ile yaptılar. Filistin’in son parçasını, Gazze şeridini de işte bu plan ile elimizden almak istiyorlar.
7 EKİM AKSA TUFANI VE GAZZE
Toplantımıza 7 Ekim Aksa Tufanı ile Gazze ile başlıyoruz. Bugün, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın arifesindeyiz. Yarın üçüncü yıldönümünü karşılayacağız. Gazze’nin Dünyanın gündemindeki yerinin her geçen gün azaldığı bir dönemde, devam eden katliam, yıkım, ölüm, açlık ve ablukaya rağmen konuşulmayan Gazze’yi, unutturmamak için bu hafta sadece Aksa Tufanı’nı gündemimize aldık.
Bu hafta 3 Ekim Cumartesi günü İstanbul’da, 4 Ekim Pazar günü Diyarbakır’da iki önemli konferans gerçekleştirdik. Filistin ve Gazze’nin işgalden kurtulması için atılması gereken adımların, yapılması gerekenlerin, yani çözüm yollarının konuşulduğu, birçok değerli konuşmacının söz aldığı konferanslarımıza Müslümanlar yoğun ilgi gösterdiler. 7 Ekim Aksa Tufanı’nın yıldönümü ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor, birçok şehirde panel ve seminerler yapacağız, sosyal medyada bu konu ile ilgili toplantı ve programlar tertip edeceğiz. Allah Subhanehu ve Teâlâ bu çalışmaları mübarek beldenin işgalden kurtulmasına vesile kılsın, programlara iştirak eden bütün Müslümanlardan Allah razı olsun.
Malum bundan üç yıl önce Ortadoğu ülkeleri, Yahudi Varlığı “İsrail” ile normalleşmek için sıraya girmişlerdi. Başkanlığının ilk döneminde Trump’ın startını verdiği Abraham Anlaşmaları, bölgedeki rejimleri ve yönetimleri heyecanlandırmıştı. Yahudi Varlığının işgalciliği, gerçekleştirdiği katliam ve cinayetler, soykırım ve ölümler unutulmuştu. Mavi Marmara unutulmuştu, şehitler unutulmuştu, her taraftan kuşatılan ve yalnızlığa terk edilen Gazze unutulmuştu. Öyle ki Yahudi varlığının sözde Cumhurbaşkanı Herzog Ankara’da üst düzey özel bir protokol ve şaşalı bir törenle karşılanmıştı. Daha da ötesi Mavi Marmara katili Netanyahu New York’ta Türk Evi’nde ağırlanmış ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştü. Özellikle enerji alanında planlanan anlaşmaların hazırlıklarına başlanılmıştı.
Sonra beklemedikleri hiç ummadıkları bir tufan koptu geldi. Aksa Tufanı, işgal varlığı “İsrail” balonunu patlatmakla kalmadı, aynı zamanda bölgedeki rejimlerin planlarını da bozdu. Körfez emirlerinin ve bölgedeki bütün yöneticilerin heveslerini kursağında bıraktı. İşgalci varlık, başı koparılmış kör bir tavuk gibi sağa sola vuruyordu. Bunu gören Amerika öfkelendi, Avrupa ülkeleri öfkelendi. Hemen işgalci varlığına destek açıklaması yaptılar, her türlü silah ve mühimmat ile onu desteklediler. ABD ve tüm kâfir devletleri arkasına alan işgalci Yahudi Varlığı, geçen bu 3 yıl boyunca Gazze’yi yakıp yıktı ve tüm dünyanın gözü önünde büyük bir soykırım gerçekleştirdi. 80 bine yakın Müslümanı katletti, 175 bin Müslüman yaralandı. Bugün hala daha binaların enkazı altından çıkarılmayı bekleyen 10 binden fazla şehit olduğu biliniyor. Gazze’de bu üç yılda yaşananları sizlere tek tek anlatmayacağım, hepsini biliyorsunuz. Bildiğiniz ama hatırlatmakta yine fayda gördüğümüz bir şey daha var; bunu muhakkak dillendirmeye devam edeceğiz. Çünkü söyleyeceğim şey 57 ülkenin tamamının yüzkarasıdır.
Geçen bu 3 yılda Gazze’deki savaşta, 57 ülkeden tek bir tanesi bile açıkça ABD ve kâfir Batı’ya meydan okuyarak Gazze’nin yanında durmadı. Orduları ve silahları olmasına rağmen bu ülkelerden biri Gazze için Yahudilere karşı askeri bir harekât başlatmadı. Biz onların bazılarının kınamalarına, bazılarının devam eden ticaretlerine, bazılarının da bizzat işgalciler ile ortaklığına şahit olduk. Bu onlara yüzkarası olarak yeter. Şimdi artık bugün, bu işgal ve mezalimi sona erdirmek için Müslümanlar olarak ne tür adımlar atmamız gerekir, bunu daha fazla konuşmaya ihtiyacımız var. 79 yıldır Filistin’de, son 3 yıldır Gazze’de yaşanan bunca vahşet ve aşağılanmadan sonra doğru adımları belirleme konusunda Müslümanlar olarak bize sorumluluklar düşüyor.
Siyasete İslami bir nazar ile bakan partiler, âlimler, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, düşünürler, Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri, hepsine önemli sorumluluklar düşüyor. Öncelikle zihinlerdeki işgalden kurtulmalıyız. 79 yıldır Müslümanların zihnine işlenmeye çalışılan bir yalan ve saptırma var. Mescid-i Aksa ve Filistin topraklarının üç dinin kutsalı olduğunu söylüyorlar ve buradan da işgalci varlığa meşruiyet atfediyorlar. Bu yalanı dillendirenlerin Kudüs Davası diye bir davası olamaz. Bu kirli ve sinsi argümana karşı dikkatli ve uyanık olmalıyız. Gazze ve Filistin meselesinin insani ve vicdani bir mesele olduğunu dillendirmeye çalışmak bilerek ya da bilmeyerek bu yalanı besliyor, bunu da unutmamalıyız. Dolayısıyla, Filistin üç dinin kutsalı değildir, bu topraklar sadece İslam’ın kutsalıdır ve burada hak sahibi olanlar sadece Müslümanlardır. Bu hususun böyle bilinmesi ve böyle inanılması gerekir. Zira Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de Aksa’dan bahsederken الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُۜ “…çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa…” (İsra, 1) olarak bahsediyor.
Bize ait olan bu mübarek topraklar işte bu tür kirli ve sinsi argümanlar ile her geçen gün daha fazla işgal ediliyor. Filistin topraklarını bazen büyük, bazen küçük parçalar halinde yavaş yavaş bizden kopardılar. Siyonist Yahudiler geldiler, evlerimize girdiler, yaktılar, yıktılar, katlettiler, gasp ettiler, işgal ettiler. Bütün bunları izleyenler ise onlara yerleşimci dediler. Sanki bu toprakların asıl sahibi biz değilmişiz gibi, sanki bu topraklarda Yahudilerin de hakkı varmış gibi… 1917’den bugüne bütün bu yaşananlar; bize bir şeyi gösterdi; Balfour Deklarasyonu, paylaşım planı, 48 işgali, nakbe, 67 savaşı, Golan tepelerinin Yahudilere verilmesi, Camp David, intifadalar, Oslolar, normalleşmeler, Abraham Anlaşmaları, Gazze Barış Planı…
Bunların hepsi bize bir şeyi gösterdi; direniş ve cihat Filistin’de hep kazandı, mücadele hep zaferle sonuçlandı. Ne zaman ki masa kuruldu, ne zamanki ateşkes ilan edildi, ne zamanki barış denildi, yapılan anlaşmalar ile bütün kazanımlar yok oldu gitti. İşgale karşı direniş hep kazandı, cihat hep kazandı ama kurulan masalarda hep kaybettik. Müzakerelerin, anlaşmaların sonunda işgalcilere hep meşruiyet verildi. Kim yaptı bunu peki, İngiltere yaptı, Amerika yaptı, Avrupa yaptı… Kimi aracı kıldılar biliyor musunuz? Mısır’ı, Ürdün’ü, Suriye’yi, Suud’u, Türkiye’yi, Pakistan’ı… Nasıl yaptılar, BM ile yaptılar. İşgale onay veren, terör varlığı İsrail’e meşruiyet veren Birleşmiş Milletler ile yaptılar. Bugün Gazze’de uygulanmakta olan sözde ateşkes ve barış planına onay veren Birleşmiş Milletler ile yaptılar. Filistin’in son parçasını, Gazze şeridini de işte bu plan ile elimizden almak istiyorlar.
Bakın artık elimizden alınmış diğer toprakları konuşmuyoruz bile… Sadece Gazze’yi, hatta Gazze’nin bir parçasını konuşuyoruz farkında mısınız? Hâlbuki Filistin sadece Gazze’den ibaret değildir, Filistin sadece Batı Şeria’dan ibaret değildir, Filistin, Amerika ve işbirlikçilerinin diline doladığı 67 sınırlardan ibaret değildir. İki devletli çözümü diline dolayanlar, bunu bir kazanım gibi bize sunanlar Amerika’nın ağzına bakıyor olabilirler, ama biz Amerika ve Birleşmiş Milletler’a bakmıyoruz. Onlar; silahı, askeri ve ekonomisi olmayan, yetkisi ve gücü olmayan Filistin devletine razı olabilirler. Bu devletin sınırlarını Amerika’nın çizmesine razı olabilirler ama biz Filistin topraklarında payımıza düşen yerin neresi olduğunu BM’ye, ABD’ye ve Trump’a sormayacağız. Çünkü Filistin’in tamamı bizimdir, bu belde İslam ile şereflendi, yüzyıllarca İslam toprağı olarak kaldı, kıyamete kadar da İslam’ın toprağı, ümmetin toprağı olacak kalacak.
Bugün, Gazze ve tüm Filistin toprakları üzerinde kirli planlar ve komplolarla karşı karşıyayız. Filistin topraklarının tamamının işgalci varlığın eline geçmesi ile karşı karşıyayız. Gazze halkının topraklarından sürülmesiyle karşı karşıyayız. Bölgedeki Arap rejimleri ve Türkiye’nin normalleşmesiyle karşı karşıyayız. Silahların teslimi, direnişin bitirilmesi, mücahitlerin ve Aksa Tufanı’nın terörize edilmesiyle karşı karşıyayız. Bunları bugün Trump dillendiriyor bakın bir zaman sonra Müslümanların başındaki yöneticiler de dillendirmeye başlarlar. Golan’ın terk edilmesiyle karşı karşıyayız. Akdeniz gazının, servetlerin, kaynakların sömürülmesi ile karşı karşıyayız. Sadece fiili işgal ile değil beldelerimizde bütün halklara yönelik kültürel işgal ile karşı karşıyayız.
Bu kadar tehlike kapımızdayken sessiz kalınmaz, susulmaz, hakkın üstü örtülmez, ihanetin ifşası ertelenmez. Trump’ın Gazze planını hayata geçirmesi beklenmez. Başımızdaki yöneticilerin altına imza attıkları bu planda Gazze halkı için bir garanti var mı? Evlerin yıkılmayacağına, çocukların ölmeyeceğine dair bir garanti var mı? Yardımların içeri gireceğine dair bir garanti var mı? Gazze halkının sürgün ve tecride maruz kalmayacağına dair bir garanti var mı? Yahudilerin ateşkesi ihlal etmeyeceğine, dair bir garanti var mı? Bir garanti yok, çünkü Gazze ve Filistin lehine bir garantör yok.
Trump’ın Gazze planının peşinden gitmek, Filistin davasını tamamen bitirmek, cihadı ve direnişi tamamen yok etmektir. Bu savaş hak ile batılın, İslam ile küfrün savaşıdır. Kıyamet kopmadan bu savaş bitmeyecektir. Hakkın tarafında yer alan bizler, Yahudilerin ve küfrün bu saldırganlığa karşılık verecek siyasi iradeyi var etmeliyiz. Bu irade İslami devlettir, bu siyasi irade Raşidi Hilafettir. Müslümanlar bugün bu devleti kurmak için çalışmalıdırlar. Zira Kudüs ve Filistin için çare ve çözüm Hilafettir. Toplantımızı kapatırken Aksa Tufanı’nın yiğitleriniz buradan selamlıyoruz ve şehitleri rahmet anıyoruz.
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu
06 Ekim 2026
#gazze#gazze son dakika#7 ekim#7 ekim aksa tufanı#aksa tufanı#gazze saldırıları#cihat
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!