HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 06 Şubat 2024

Mahmut Kar, "50 binden fazla insanın öldüğü bir afette Allah aşkına bir tek yönetici, bir tek idareci sorumluluk üstlenip istifa etmez mi? Bir tek kusurlu kişi hukuk önünde yargılanmaz mı?"

 

6 ŞUBAT DEPREMİ VE ALINMAYAN DERSLER

Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Bu hafta toplantımıza 1 yıl önce yaşadığımız büyük afet ile başlamak istiyorum. Evet, bugün 6 Şubat 2024, bundan tam 1 yıl önce merkez üssü Kahramanmaraş olan ve Türkiye’nin 11 ilini, Suriye’nin ise 4 ilini etkileyen iki büyük deprem yaşadık. Birincisi herkes uykudayken gece saat 04.17’de gerçekleşti, ikincisi ise insanlar ilk depremin oluşturduğu yıkımın temaşasındayken yaşandı. Özellikle Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman illerinde afetin etkisi çok büyüktü. On binlerce kardeşimiz enkaz yığınları altında hayatını kaybetti. Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Malatya, Adana, Osmaniye, Kilis ve Elazığ’da yine Halep, Hama, İdlib ve Lazkiye’de de yıkımlar oldu ve binlerce kardeşimiz enkaz altında kaldı. Allah Subhanehu ve Teala yaşadığımız bu depremlerde hayatını kaybeden tüm Müslümanlara, bütün kardeşlerimize rahmet eylesin. Allah Azze ve Celle’den depremde hayatını kaybeden kardeşlerimizi ahiret şehitleri olarak kabul etmesini niyaz ediyoruz.

Tabi 1 yıl geçti depremin üzerinde, yıkılan binaların enkazları kaldırıldı, bazı şehir merkezleri dümdüz oldu, bazı mahallelerden eser kalmadı. Ama o yıkımın, o enkazların ağırlığını hala daha üzerlerinde taşıyanlar var, hala daha o gecenin karanlığını unutamayanlar var. Depremin acısını en çok hissedenler onlar, hala daha o acıyı yaşamaya devam ediyorlar. Depremde ailelerini, evlatlarını, anne babalarını, yakın akrabalarını ve komşularını kaybedenler… Rabbimiz onların acılarını hafifletsin, onlara bol sabır ve metanet versin. Depremde yaralanan ve hala tedavisi devam eden kardeşlerimize de Rabbimiz şifalar ihsan eylesin.

Deprem bize birçok şeyi gösterdi. Bunlardan birincisi Müslümanlardaki dayanışma ve paylaşma ruhunun Türkiye ve tüm dünyaya gösterilmesiydi. Bu dayanışma Türkiye’nin sınırlarını aştı ta Tanzanya’dan, Endonezya’ya, Afrika’dan Malezya’ya kadar ulaşan bir örneklik oldu. Türkiye ve dünyadaki Müslümanlar el ele verdiler, arama kurtarma çalışmalarında gece gündüz canhıraş çalıştılar. Yüzlerce canı enkaz altından sağ çıkardılar. Yine el ele verip depremzedelere yardımları ulaştırdılar, onların dertlerine ortak oldular, acılarını paylaştılar ve sabır tavsiyesinde bulundular. Allah hepsinden razı olsun. Bu dayanışma ruhu Müslümanların kalbinde İslam’ın İslam akidesinin kökleştiğini gösteriyor. Bütün bu gayret ve fedakârlıklar ancak Allah rızası için yapılabilir ve bunu ancak Müslümanlar yapabilirler. Bu dayanışma ruhu bugün Gazze’de de kendini gösteriyor. İşgalci Yahudi varlığı 4 aydır ağır bombardıman ile Gazze’yi adeta tarumar etti. Deprem bölgesinde insanlar enkaz altından yakınlarını öyle ya da böyle bir şekilde çıkarıp defnedebildiler. Gazze’de savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana 4 ay geçti ve bombardıman ile yıkılan binaların altında 7 binden fala insanın olduğu söyleniyor.  4 aydır bütün Müslümanlar meydanlarda, bütün dünya ayakta bu zulmün bu soykırımın durması, bu işgalin bitmesi için çırpınıp duruyor. Ama ne çare Gazze sahipsiz, Gazze yalnız, Gazze’ye açılan bütün kapılar kapalı. Rabbimiz kardeşlerimize yardımını göndersin. Rabbimiz bu dayanışma ve yardımlaşma ruhunu Müslümanların birliğine, İslam ümmetinin vahdetine vesile kılsın.

Depremin bize gösterdiği bir şey daha var; dünyadaki hiçbir şey bize ait değil, her şey bizi yoktan var eden Rabbimiz tarafından bize emanet verilmiş. Biz dünyada sahip olduklarımızın emanetçisiyiz, yaşama gayemiz bu dünyalıklara bağlanmak olmamalı, yaşa gayemiz Allah’a kulluk olmalı. Rabbimizi hatırlamamız ve ona hakkıyla kulak etmemiz için afetler, musibetler bir imtihan bir ibret vesilesi… Ama ne yazık ki çok çabuk unutuyoruz, üzerinden değil bir yıl bir ay geçmeden yaşadıklarımızı, çaresizliğimizi, acizliğimizi unutuyoruz, Rabbimizi onun büyüklüğünü unutuyoruz.

Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Başa gelen hiçbir musibet Allah'ın izni olmaksızın gerçekleşmez; Kim Allah'a inanırsa/güvenirse Allah o kişinin kalbini doğruya yöneltir. Allah her şeyi bilendir.” (Teğabün 11)

Şuna kesinkes inanıyoruz Depremi yaratan Allah Subhanehu ve Teala’dır. Hiçbir güç hiçbir irade Allah’ın takdirinin önüne geçemez. Ancak afetlerin katliama, yıkıma, toplu ölüme dönüşmemsi için yöneticilerin ve idarecilerin tedbir almaları gerekir. 6 Şubat depremi bize bir şeyi daha gösterdi, gördük ki yöneticilerin, idarecilerin nezdinde halkın, insanların hiçbir değeri yokmuş.  Ne depremden önce alınması gereken önlem ve hazırlıklar konusunda bir şey yapılmış ne de depremden sonra sorumlular hakkında yapılacak soruşturma ve tahkikat konusunda… 50 binden fazla insanın öldüğü bir afette Allah aşkına bir tek yönetici, bir tek idareci sorumluluk üstlenip istifa etmez mi? Bir tek kusurlu kişi hukuk önünde yargılanmaz mı? Siyasi partilerin kusurlu idarecileri cezalandırması nasıl oluyor biliyor musunuz, bir sonraki seçimde onu aday göstermiyorlar. Halk nezdinde itibarını kaybetmiş biri zaten aday gösterilirse seçim kaybedilir. Ha onu yapmayanlar da var. Muhalefet partisi CHP en fazla yıkımın yaşandığı Hatay’da adeta ödüllendirircesine Lütfü Savaş’ı yeniden aday gösterdi. Ne diyelim kıymetli Müslümanlar halk bir vadide, yöneticiler siyasetçiler başka bir vadide… Rabbimiz bizi ve tüm insanları deprem ve afetlerden koruduğu gibi varlık gayesi çıkar ve menfaat olan şerli yöneticilerden ve idarecilerde de korusun.

TERÖR EYLEMLERİ VE TOPLUMDAKİ SUÇ ARTIŞI

Türkiye olarak depremin yaralarını hala saramamışken, depremde yakınları vefat eden on binlerce kardeşimizin acısı hala unutulmamışken, bir de acımıza acı katan olaylara şahit oluyoruz. Batılı sistem ve fikirlerin topraklarımıza yerleştirilmesinden sonra terör saldırıları ve cinayetler halkımızın yakasını bırakmıyor. Karanlık eller hiç boş durmuyor. İnsanlarımızın acısını yaşamasına, dertlerin paylaşılmasına Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmasına fırsat vermemek için gece gündüz çalışıyorlar. İşte o karanlık eller bugün 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde bir kez daha devreye girdi. Herkes depremi konuşurken İstanbul’daki Çağlayan Adliyesinde öğle saatlerinde bir terör saldırısı gerçekleşti. İki terörist adliyenin girişindeki kontrol noktasını hedef alarak 3 polis memurunu yaraladı. Neyse ki emniyet güçleri saldırıyı önlediler. Hizb-ut Tahrir Türkiye olarak gerçekleştirilen bu terör saldırısında yaralanan 3 polis memuruna 3 sivil vatandaşa acil şifalar diliyoruz.

Türkiye üzerinde nüfuz mücadelesi yürüten ve her seçim döneminde kaos ve algı çalışması yapan sömürgeci batılı devletler terörün asıl failleridir. ABD ve İngiltere’nin başını çektiği bu terör devletleriyle gerçek anlamda mücadele etmeden, onlarla dostluk ilişkilerini kesip terör yuvası elçiliklerini kapatmadan terör sorunu bitmez! Terörün aranması gereken yerler sadece dağlar ve hücreler değil, sömürgeci devletlerle teröristleri bir araya getiren siyasi bağlardır. O bağlar mutlaka koparılmalıdır. Biz bu gerçeği bu köklü çözümü daha önce defalarca söyledik ve bir kez daha söylüyoruz. Sömürgeciler gitsin, terör bitsin.

Müslüman Türkiye halkı terörden çok çekmiş bir halktır. Müslümanların evlatları on yıllardır bu terör belasına kurban verildi ve hala verilmeye devam ediyor. Daha kötüsü soruna çözüm üretilemediği için terör sadece siyasi ve askeri alanda kalmayıp sivil hayata da sirayet etti. Hem de öyle bir sirayet etti ki, en az terör saldırıları kadar vahşi biçimde işlenen cinayetler artık hayatın normali haline geldi. Toplumda adeta bir cinnet hali hâkim. Hiçbir yer güvenli değil ve kimse kimseye güvenemiyor. İnsanlar kimi zaman para için, kimi zaman küçük bir tartışma için, kimi zaman da zevk için birbirlerini öldürüyor. Uyuşturucu ve alkol batağına düşen gençler karanlık ellerin tetikçileri olup hem başkalarının hayatını hem de ailelerinin ve kendilerinin hayatlarını karartıyorlar.

Bakınız son bir hafta içerisinde kaç tane yürek yakan cinayete tanık olduk. Diyarbakırlı Ramazan Hoca İstanbul’da namaz kılarken alçak bir şekilde katledildi. Son derece mütevazi bir hayat yaşayan, ömrünü İslam’ı tebliğ etmeye adayan, din tüccarlığı yapmayan, tanıyan herkesin hakkında hayırlı şahitlik yaptığı bu garip Müslüman suç terörünün kurbanı oldu. Allah kendisine rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.

Ramazan Hoca cinayetinden sonra İzmir’de bir taksici kardeşimiz, soğukta üşümesin diye arabasına aldığı bir cani tarafından sırtından vurularak öldürüldü. Bu cinayetten sonra katilin gösterdiği soğukkanlı ve alay edici tavırlar toplumdaki çöküşün boyutunu görmek açısından çok çarpıcı ve ibretliktir. Ve bunun gibi daha nice olaylar… Suç toplumu olma yolunda hızla ilerliyoruz. Hiç kimsenin canı, malı, ailesi ve namusu güvende değil. İnsanı insan yapan tüm değerler ayaklar altında. Akıl korunmuyor, nesil korunmuyor, izzet ve şeref korunmuyor.

2022 yılının sonunda hazırladığımız “Toplumsal Çöküş, Sorunlar ve Çözümler” başlıklı raporumuzda biz bu büyük soruna dikkat çektik. İslam'dan Uzaklaştığımızın Farkında mısınız? Aile Kurumu Yıkılıyor Farkında mısınız? Gençlik Elimizden Kayıyor Farkında mısınız? Toplumsal Çöküş Yaşanıyor Farkında mısınız? Dedik. Tehlikenin Farkında mısınız? dedik. Çözümün akılları aydınlatan ve nefisleri terbiye eden İslam akidesinin toplumda canlandırılmasında olduğunu söyledik. Bunun pratik yolunun da İslam nizamının tatbik edilmesine olduğunu söyledik. Hazırladığımız raporu başta iktidar ve siyasiler olmak üzere Sivil Toplum Kuruluşlarına, hukukçulara, esnaflara, toplumun her kesimine ulaştırmaya çalıştık. Bunun için özel ziyaretler yaptık, konferanslar, paneller, söyleşiler gerçekleştirdik. Zira suçun yayılmasına sadece İslam engel olabilir. İslam, suç ile toplum arasına üç kalın duvarlar örer. Allah korkusu, kamuoyu baskısı ve caydırıcı ceza ile suçu büyük oranda izale eder. İslam tarihi bunun en somut kanıtıdır.

Türkiye’de 2021 yılında 2,5 milyonu mala karşı, 1,3 milyonu bedene karşı olmak üzere toplamda yaklaşık 5 milyon suç işlenmişken, İslam’ın tatbik edildiği Osmanlı Hilafet Devletinde 50 yılda işlenen suç oranı binlerle ifade edilmektedir. Ve İslam hayatta uygulanmadığı için ne yazık ki bu tehlike günden güne büyüyerek devam ediyor kıymetli Müslümanlar. Fakat birçok siyasi partinin özellikle de iktidarın bu mesele gündeminde bile değil. Terör ve suça karşı verilen mücadele basit bir kınama mesajıyla faillerin yakalanarak cezaevine atılmasından ibaret. Soruna çözüm için ne bir fikir ne de bir proje ortaya konuyor. Her seçim döneminde olduğu gibi siyasiler dünyevi vaatlerle halkın gözünü boyayarak koltuk kapma yarışındalar. Ülkedeki siyasi atmosfere göre şekil alıp halkın nabzına göre şerbet vererek menfaat hesabı yapıyorlar. Bakınız, Ak Parti’nin adayı İzmir’i kazanmak için bar ve meyhaneleri dolaşarak içki içenlere afiyet diliyor. İzmir’deki seküler seçmenin oyunu alabilmek için haramı meşrulaştırmaktan utanmıyorlar. CHP’nin adayı da İstanbul’u kaybetmemek için camilerde boy göstererek Kur’an okuma pozları veriyor. 5 yıl boyunca içkinin su gibi aktığı konserler düzenleyip çıplak resim sergileri açanlar seçim zamanı dindar ve muhafazakâr kesilerek halkı aldatmaktan utanmıyorlar.

Bu zihniyet topluma huzur ve adalet getirebilir mi? Terörü ve toplumsal çöküşü bunlar bitirebilir mi? Kendisine ağlamayanlar toplumun haline ağlayıp dertlere derman olabilir mi? Elbette olamazlar. Olamadılar da. Kalkınmayı maddiyatta gören demokratik anlayış fikri yükselişi sağlayamaz. Hayatın öncesi ve sonrası ile bağını doğru bir şekilde kuramayanlar, yaratıcının nizamını siyasetin dışına atanlar insanların işlerini sağlıklı bir şekilde güdemezler. Bozguncu kapitalist nizamın büyüsüne kapılıp onun savunuculuğunu yapanlar yükselişe değil çöküşe mahkûm olurlar. Dolaysıyla sorun laik kapitalist nizam sorunudur. Hizb-ut Tahrir’in kurucusu Şeyh Takiyyuddin en Nebhani’nin (r.aleyh) dediği gibi “Suç ender görülüyorsa insan, sık görülüyorsa nizam bozuktur.” Öyleyse insanca yaşamak için İslam’ın hüküm ve çözümlerini tatbik edecek bir devlete muhtacız. İşte o devlet Allah’ın izniyle yakında kurulacak olan Raşidi Hilafet Devletidir. Gelin o devlet için hep birlikte çalışalım.

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfâl 24)

Hizb-ut tahrir Türkiye Medya Bürosu

06 Şubat 2024

 

 

 

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.