Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 7 Temmuz 2026
NATO, başında ABD’nin olduğu bir haçlı ittifakıdır. Müslümanlara karşı küfür tek millettir.
NATO ZİRVESİ
Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantımıza hoş geldiniz. Bu hafta gündemimizde tek bir konu var. Bugün Ankara’da başlayan ve yarın da devam edecek olan 36. NATO Zirvesi… Malumunuz, Türkiye haftalardır NATO zirvesi gündemiyle yatıp kalkıyor. Sabah akşam bu zirvenin ne kadar önemli görüldüğü, toplantının Ankara’da yapılmasının Türkiye’nin büyük bir başarısı olduğu yazılıp çiziliyor. Özellikle sömürgeci ABD’nin Başkanı Trump’ın, daha Ankara’ya gelmeden, Cumhurbaşkanı Erdoğan istediği için zirveye katılacağını söylemesi, iktidar ve medya tarafından gurur duyulacak bir şeymiş gibi övünülerek anlatılıyor.
Trump’ın Ankara’daki NATO Zirvesine katılmasına o kadar çok anlam yüklenmiş ki yeni uçağının havadaki seyrinden tutun da ne zaman, hangi saat ve dakikada piste ineceğine, hangi otelde kalacağına, nasıl karşılanacağına ve ne mesajlar vereceğine kadar tüm detaylar medya tarafından haberleştiriliyor. Bütün bu manzara; ABD’ye, Trump’a, Batı’ya ve NATO’ya duyulan bu ilgi ve heyecan, kâfir Batı’nın Türkiye üzerindeki kültürel sömürgeciliğinin acı bir göstergesidir.
Meselenin bir yüzü böyle kıymetli Müslümanlar! Diğer yüzünde ise karşımıza çok daha utanç verici durumlar çıkıyor. Ankara’da hayatın durdurulması yetmiyormuş gibi bir de kamu malı NATO için saçılıp savruluyor. Batılı sömürgeci liderler Ankara’ya gelecek diye insanların evleri şafak vakti basılıyor, kafirlere yaranmak için bu toprakların öz evlatları Müslümanlara zulümler yapılıyor. Hiçbir suçları olmadığı halde sırf NATO karşıtı paylaşımlar yaptıkları veya NATO’yu düşmanı görüldükleri için, aralarında Müslüman aktivist kadınların da olduğu yüzlerce kişi şafak baskınlarıyla evlerinin kapıları kırılarak gözaltına alındı, bazıları ise tutuklandı. Yine sosyal medyada önemli sayıda takipçisi bulunan, etkileşimi yüksek haber portalları, kurumsal hesaplar ve Müslümanların şahsi hesaplarına erişim engeli getirildi. Böylece İslam’ın ve Müslümanların düşmanı NATO’ya yeni kurbanlar sunuldu. Bu vesileyle şer ittifakı olan NATO için yapılan zulümler karşısında mağdur olan Müslümanların yanında olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Kıymetli Müslümanlar! Bütün bun yaşanan hadiseler daha çok yakın bir zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; AK Parti’nin "ümmetin umudu" olduğu iddiasında bulunduğu bir zamanda gerçekleşti. Müslüman bir belde de, Türkiye’de, halkın ABD karşıtlığının %92, NATO karşıtlığının ise %80’lere vardığı bir zeminde yapıldı. Yani bütün bunlar halka rağmen, kâfirler istedi diye yapıldı. Dolayısıyla bu tablo bize bir şeyi gösterdi; "halkın iradesi" sloganıyla Müslümanlara pazarlanan demokrasinin ne kadar büyük bir yalan olduğunu gösterdi. Laik-kapitalist ulus devlet sisteminde halkın hiçbir değerinin olmadığını, asıl olanın, değerli olanın siyaset elitlerinin ve Batılı efendilerinin çıkarları olduğunu tekrar göstermiş oldu.Peki, ne için? İktidar, toplumu baskı ve tehdit altına alma pahasına bu zirveye neden bu kadar önem atfediyor?
Bunun birinci sebebi, sömürgeci kâfir güçlerin uydu devletlere verdiği korkudur. Trump bu korkunun somut ve simgesel bir örneğidir. Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun haydutça kaçırılması, Suudi Krallığı'nın, Türkiye’nin ve Suriye’de Şara yönetiminin tehdit edilmesi, yöneticileri Trump’a itaate mecbur etmektedir. Farkındaysanız küstah Trump her ne zaman Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili konuşsa onunla çok iyi anlaştığını ve onu sevdiğini söylüyor ama hemen peşinden de Halkbank davası ve Rahip Brunson ile tehdit dili kullanıyor. Oysa bu yöneticiler sadece Allah’tan korksalardı ve ümmete güvenselerdi, Trump’a asla boyun eğmezlerdi. Onlar sırf koltuklarını koruyabilmek için kendilerini ABD’ye borçlu hissettikleri için Trump’ın yanında meşruiyet arıyorlar.
NATO Zirvesi ve Trump’ın Ankara’ya gelmesinde beklentiler neler peki? Malum Türkiye’nin önümüzdeki seçimlerde ihtiyaç duyduğu şey finansal kaynaktır. Bu minvalde Trump’ın Türkiye’ye 20 milyar dolarlık bir swap hattı açacağı beklentisi var. Ayrıca Amerika'nın hasımlarına karşı kullandığı CAATSA yaptırımlarının kaldırılması beklentisi var. Bugünkü görüşmede Trump bu yaptırımların kalkacağını söyledi. Bir de Türkiye’nin F-35 projesine yeniden dâhil edilmesi ve ABD vetosuna takılan KAAN uçaklarının motorlarına izin verilmesi… İktidar nu iki konuda Trump’ın vereceği müjdeyi bekliyor. Muhtemelen Türkiye’nin ABD’den beklentilerinin bir kısmı birtakım yeni şartlara da bağlanarak karşılanacak.
Ancak burada sorulması gereken büyük soru şudur: Sömürgeci ABD’nin tüccar başkanı Trump, Türkiye’nin bu isteklerini neyin karşılığında yerine getirecek? Zira Amerika’nın, karşılığında daha büyük bir menfaat elde etmeden kimseye hiçbir şey vermeyeceğini çok iyi biliyoruz. Peki, Amerika’nın bu işten kazancı, çıkarı nedir? Bu sorunun cevabı, 22 yıl sonra tekrar Türkiye’de gerçekleştirilen NATO Zirvesinin stratejik başlığı olan "NATO 3.0" konsepti içindedir. Bu başlık sıradan bir terim değil elbette; NATO’nun 1949'dan bu yana geçirdiği üçüncü büyük tarihsel dönüşümü ve paradigma değişimini ifade ediyor. NATO 1.0, Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan, Sovyetler Birliği’ne ve komünist ideolojiye karşı Kuzey Atlantik’in korunmasını ifade ediyordu. Soğuk Savaş bitince bu konsept sona erdi ve 1991 yılından itibaren NATO’nun "Alan Dışı Operasyonlar ve Kriz Yönetimi" adını verdiği NATO 2.0 stratejisi devreye girdi.
Bu yeni dönemle birlikte İslam ideolojik düşman ilan edildi ve NATO, Ortadoğu’ya genişleme ve müdahale etme kararı aldı. Kurulduğu 1949’dan Soğuk Savaş'ın bittiği döneme kadar geçen 40 küsur yıllık süre boyunca NATO, Sovyet blokuna karşı tek bir askeri operasyon gerçekleştirmemiş. Ama İslam’ın düşman ilan edildiği NATO 2.0 stratejisi kapsamında İslam beldelerine yönelik birçok işgal ve katliam gerçekleştirildi. Bosna, Kosova, Irak, Afganistan, Libya ve Somali operasyonları tamamen bu dönemin eseridir. Şimdi sırada NATO 3.0 var ve liderler zirvesi bir kez daha Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılıyor. NATO 3.0’ın en önemli başlıkları, Hibrit Tehditler, Çok Eksenli Rekabet, Savaş Alanının Genişlemesi, Külfet Paylaşımı ve Savunma Sanayii Odaklı Yapılanma…
Bu başlıkların tek tek analizini bu toplantıda yapacak değiliz. Ancak Trump ABD’sinin korku ve tehdit odaklı, küstahlıkta zirve yapan saldırgan siyasetine baktığımızda, bu başlıkların neyi hedeflediğini anlamak zor değil. ABD, NATO’yu artık tamamen kendi kontrolüne almak istiyor. Özellikle de Arap Baharı ve Aksa Tufanı sonrası İslam coğrafyasında ortaya çıkan devrim ruhuna karşı NATO’yu kullanarak onu savaş alanına dâhil etmeyi amaçlıyor. Bu amaç doğrultusunda üye ülkelerin NATO’ya daha fazla para ödemesini ve savunma sanayisine daha fazla yatırım yapmasını dayatıyor. İşte Türkiye’nin önemi de buradan kaynaklanıyor. Türkiye’nin stratejik konumu, güçlü ordusu, coğrafi üstünlükleri ve savunma sanayiinde elde ettiği başarılar; çöküş dönemine giren, girdiği savaşlarda yenilen ve caydırıcılık gücünü neredeyse kaybeden ABD’nin iştahını kabartıyor. Trump’ın sürekli Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve Türkiye'yi övmesi işte bundan...
NATO Genel Sekreteri'nin başta ASELSAN olmak üzere sayıları 3 bini aşan Türk savunma şirketlerine salya akıtması işte bundan... Aynı şekilde Türkiye’nin siyasi ve askeri liderliğinin, terörizmle mücadelede NATO’ya önemli bilgiler ve değerlendirmeler sağladığını söylemesi de bundan... Onların "terörizm" derken İslam'ı kastettiklerini çok iyi biliyoruz. Çünkü NATO, komünizmle mücadele ederken bile bir gözü hep İslam coğrafyasındaydı. Çünkü tarihteki en büyük mücadele ve savaşlar hak ile batıl, İslam ile küfür, Batı ile Müslümanlar arasında olmuştur, bundan sonra da hep böyle olacaktır. Dolayısıyla ABD ve NATO’nun bugün Türkiye’ye değerli görmesi; İslam coğrafyasından gelebilecek tehditlere karşı Türkiye’yi bir tampon bölge olarak kullanmak ve hızla gelişen savunma sanayisini kendi çıkarlarına entegre etmek istemesi sebebiyledir.
Şimdi buradan soruyorum: Bu övünülecek bir şey midir? Sömürgeci kâfirlerin İslam'a karşı yürütecekleri savaşlarda küfür tarafının silah tedarikçisi olmak başarı mıdır? Onlara askeri üs sağlamak, Müslümanların askerlerini onların pis operasyonlarının hizmetine sunmak, topraklarımızda onlara yeni karargâhlar kurmak büyüklük müdür? Bunun adı kullanılmak değil de nedir? Türkiye ABD ve NATO’ya ne kadar hizmet ederse etsin, onlara ne kadara yaranırsa yaransın, onlar bizi, Türkiye’yi hiçbir zaman korumayacaklar, bugüne kadar gördüğümüz bundan başka bir şey değil. Velev ki koruyacak olsa bile, yine de kafirlerle dost ve müttefik olmak, onların fikri, siyasi ve askeri yapıları altında bulunmak haramdır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: وَلَنْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لِلْكَافِر۪ينَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ سَب۪يلًا
"Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir." (Nisâ, 141)
Yani Allah, müminlerin kâfirlerin egemenliği altına girmesinden razı olmayacaktır.
Son olarak önemli bir husus da hatırlatarak toplantıyı tamamlamak istiyorum. Türkiye’nin mutlaka NATO’nun içinde kalması gerektiği, bundan başka alternatifinin olmadığı düşüncesi dillendiriliyor. Türkiye NATO’dan çıkarsa Rusya ve Çin’in mi yanında yer alacak diyerek bu düşünceyi destekleyenler var. Bu düşünceyi savunanlara şunu söylemek istiyorum. Türkiye, mevcut gücü ve potansiyeliyle İslam âlemine liderlik edebilecek ve ümmeti birleştirecek pozisyona sahiptir. Bu güç yok sayarak Batılı devletlerin kuyruğu haline gelmek kabul edilemez. Türkiye; ABD ve Batı’nın yaşadığı askeri ve siyasi zafiyetleri değerlendirerek, İslam’ın ideolojik liderliğini benimseyerek yeniden hilafetin kurulması için çalışmalıdır. Çünkü Türkiye kadim bir İslam beldesidir.
NATO ise başında ABD’nin olduğu bir haçlı ittifakıdır. Müslümanlara karşı küfür tek millettir. Bugün İslam ümmetinin muhtaç olduğu yegâne şey Müslümanların birliğini sağlayacak olan devlettir. İşte ABD ve NATO’nun gelmesinden korktuğu o devlet, Raşidi Hilafet’tir. Dolayısıyla Türkiye'nin yapması gereken şey, bu şer ittifakında bir uç karakolu olmak değil tarihte olduğu gibi Hilafet ile yeniden İslam ümmetine liderlik etmektir. Zira küresel küfür ittifakına karşı ancak küresel bir proje ile Hilafet ile karşı konulur ve üstün gelinir. İşte o zaman gerçek izzet ve güvenin nasıl olacağını dost da düşman da görecektir.
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu
07 Temmuz 2026
#hizbut tahrir türkiye#gündem değerlendirme#nato zirvesi#nato ankara#nato#trump#erdoğan
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!