Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 10 Şubat 2026
Gazze ateşkes gölgesinde ölürken yöneticiler normalleşme konuşuyor.
SUUDİ ARABİSTAN VE MISIR ZİYARETLERİ
Gündem değerlendirme toplantımıza hoş geldiniz. Toplantımıza, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri ile başlamak istiyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen hafta 3 Şubat Salı günü Suudi Arabistan’a, ertesi gün 4 Şubat Çarşamba günü ise Mısır’a diplomatik ziyaretler gerçekleştirdi. Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Riyad’da görüştü. Görüşmede; ikili ilişkilerin derinleştirilmesi, enerji, ticaret, uzay, savunma, hukuk, Ar-Ge ve inovasyon konularında ortak iş birliği ele alındı. Aynı kapsamda dört yeni anlaşma imzalandı. İki ülke ayrıca Gazze’nin imarı, Suriye’nin yeniden inşası, Yemen ve Doğu Afrika’daki gelişmeler ile bölgesel istikrar üzerine birlikte çalışma taahhüdünde bulundular.
Erdoğan–Selman görüşmesinin sonunda ise 31 maddeden oluşan ortak bir bildiri yayımlandı. Bildiride, görüşmenin sadece ana hatlarını yansıtan, uluslararası diplomatik yaklaşımın dışına çıkmayan genel ifadeler yer aldı. Gazze’deki insani trajediye dikkat çekildi, yine işgalci Yahudi varlığının ateşkes anlaşmasındaki sorumluluklarını yerine getirmesi çağrısında bulunuldu. Aynı bildiride Trump’ın Gazze planı övülerek Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Gazze Barış Kurulu’nda yer almasından memnuniyet duyulduğu açıklandı. Soykırımcı Netanyahu’nun aynı kurul içinde yer almasına ise hiç değinilmedi.
Türkiye ile Suudi Arabistan görüşmesinin kamuoyunda pek konuşulmayan bölgesel ve küresel yönleri de var. Ona geçmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın artık “kardeşim Sayın Sisi” ifadesini kullandığı Mısır’daki görüşmeye değinmek istiyorum. Evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “asla bir araya gelmem, ona meşruiyet kazandırmam” dediği darbeci Sisi ile bir kez daha görüştü. Muhammed Mursi’nin, Esma Biltaci’nin ve binlerce Mısırlı Müslümanın katili olan Sisi, artık Erdoğan’ın “kardeşim” dediği liderler arasına girdi. Reel politik ve kirli menfaat, ilke ve vicdana bir kez daha galip geldi. Bu savrulma, “siyasette küslük olmaz” gibi ifadelerle meşrulaştırılmaya çalışılıyor maalesef…
Siyaset öyle bir noktaya geldi ki düşman diye bir şey kalmadı. Daha doğrusu, İslam’ın düşman olarak tarif ettiği herkes dost ve müttefik hâline geldi. Zalimler ve zorbalar kahraman gibi pazarlanıyor. Trump’ın “favori diktatörü” Sisi ile Trump’ın “demokratik dostu” Erdoğan, ortak hedefler doğrultusunda çalışma taahhüdünde bulundular. Tıpkı Erdoğan Selman görüşmesinde olduğu gibi. İkili ticaret anlaşmaları haricinde, görüşmede öne çıkan başlıklar Erdoğan–Selman görüşmesindeki başlıkların neredeyse aynısıdır. Çünkü ister ikili, ister üçlü, isterse bölgesel ittifak şeklinde olsun; Türkiye–Mısır–Suudi Arabistan yakınlaşmasını ve iş birliğini isteyen güç aynı, sömürgeci Amerika ve onun küstah başkanı Trump’tır.
Hizb-ut Tahrir Türkiye olarak biz bu kürsüden Amerika’nın yeni Ortadoğu planının amacına ve tehlikesine defalarca dikkat çektik. Özellikle Aksa Tufanı harekâtının ortaya çıkardığı İslami uyanış sonrası, ABD’nin Ortadoğu’da Yahudi varlığının güvenliğini merkeze alan yeni bir ittifak kurmak istediğini söyledik. Bu ittifakın taşlarını döşemek için Trump’ın Gazze planının hayata geçirildiğini ifade ettik. Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Mısır’la kapsamlı iş birliğine yönelmesi de, Pakistan’ın Suudi Arabistan ile savunma anlaşması yapması da bu plandan bağımsız değildir. Bu ittifak, Gazze planı doğrultusunda Hamas’ın silahlarını almak ve direnişi tasfiye etmek için çalışacak; ardından Abraham Anlaşmaları temelinde Yahudi varlığı ile normalleşmeye kaldıkları yerden devam edecek ülkelerin ittifakıdır. Yine hiç şüphe yok ki bu ittifak, artık ayak sesleri duyulan ve Amerikalı yetkililer tarafından açıkça dile getirilen müstakbel hilafet devletinin kurulmasına karşı konumlandırılacaktır. Bu sebeple ağızlarından Gazze’yi düşürmeyen bu yönetimler, ateşkese rağmen işgalci Yahudilerin katliamlarına engel olmuyorlar. Hamas defalarca garantör ve arabuluculara çağrı yapmasına rağmen oralı olmuyorlar. Gazze her gün yeni ölüm ve zulümlere maruz kalırken Hakan Fidan ve Suudi yetkililer, Yahudi varlığı ile normalleşmenin şartlarından bahsediyorlar. Mısır ise bu normalleşmeyi yıllar önce zaten yaptı. Sisi rejimi, güçlü Mısır ordusunu Gazze’yi ve tüm Filistin’i kurtarmak yerine, rejimini korumak için kullanıyor.
Ne yazık ki tüm bu iş birliği ve ihanetler gözümüzün içine baka baka yapılıyor. Yahudi varlığını meşrulaştırmak için sözde “iki devletli çözüm” şartını öne sürüyorlar. Sanki Filistin devleti kurulmasa Yahudileri tanımayacaklardı. Aksa Tufanı öncesi Türkiye, Yahudi varlığını saraylarda ağırlayıp normalleşmeye koşarken Filistin devleti mi vardı? Mısır, Ürdün, BAE, Bahreyn ve diğerleri Haçlı–Yahudi ittifakına katılırken Filistin devleti mi vardı? Sonra mevcut Filistin yönetimi ne işe yarıyor ki vaat edilen bir devlet işe yarasın? Daha dün Yahudi varlığı Batı Şeria’da birçok bölgeyi işgal ve ilhak ederek kendi idaresine kattı. Sözde Filistin yönetimi buna engel olabildi mi? Peki ya sözde Gazze’nin dostu ve garantörü olan ülkeler ne yaptı? Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri yine sadece kınamakla yetindi. Gazze’deki soykırımı kınadıkları gibi…
Dolayısıyla yüzünü ABD’ye dönüp sırtını ümmete çeviren, Trump’ın yanında izzet ve meşruiyet arayan yönetimlerden dün olduğu gibi bugün de ümmete asla bir hayır gelmeyecektir. İslam’ı referans almayan; ümmetin maslahatını ve siyasi birliğini hedeflemeyen hiçbir iş birliği ve proje Müslümanların kurtuluşuna ve üstünlüğüne hizmet etmeyecektir.
TÜRKİYE’DE SİYASETİN SEVİYESİ
Mübarek belde Kudüs ve Gazze’den sonra şimdi de iç politikaya dönelim, Türkiye’de neler oluyor, siyasi çevrelerde neler konuşuluyor bakalım. Mübarek belde bu haldeyken, Haşim Gazze’de Müslümanlar sahipsiz, evsiz barksız, aç ve susuz yaşarken, insanların maslahatlarını gütmek, ihtiyaçlarını karşılamak için belli makam ve mevkilere gelenler-getirilenler ne yapıyorlar biraz da onları konuşalım. Bu ülkede siyaset gündeme gelince kıymetli Müslümanlar, hemen aman ha uzak durun, o pisliğe bulaşmayın denilir, hatta şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım denilir. Hâlbuki siyaset insanların işlerini gütme, maslahatlarını koruma, ihtiyaçlarını temin etme, zorluk ve sıkıntıları bertaraf etme işi değil midir, bunun neyi kötü olsun, insan bundan neden uzak dursun!Ama Türkiye’de durum öyle değil… Siyaset bu ülkede, yolsuzluğun, hırsızlığın, düzenbazlığın, ahlaksızlığın yeri olmuş. Hırsızlar, yolsuzlar, düzenbazlar, ahlaksızlar, yalancılar siyaseti öyle kirletmişler ki, ne yapsan temizlenmiyor, çünkü kirlenme devam ediyor.
Son günlerde Ankara’da en çok konuşulan siyasi gelişmeyi duymuşsunuzdur; Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan CHP’den istifa etti, yarın da Ak Parti’ye geçeceği söyleniyor. Sosyal medyada, televizyonlarda, partilerin grup toplantılarının ana gündeminde bu mesele var. Bir belediye başkanı, partisinin genel başkanı kendisine küfür ve hakaret ettiği gerekçesiyle istifa ettiğini söylüyor, genel başkan ise belediye başkanının hırsızlık, yolsuzluk yaptığını iddia ediyor ve bu sebeple iktidar partisi ile iş tuttuğunu söylüyor. Düşünebiliyor musunuz, bir parti, Cumhuriyet Halk Partisi, birlikte çalıştığı belediye başkanının hırsız, yolsuz, düzenbaz olduğunu nasıl oluyorsa iki yıl sonra öğreniyor! Diğer bir parti, Ak Parti ise öncesinde yolsuzluk ve hırsızlıkla suçladığı, hakkında suç duyuruları yaptığı CHP’li bu belediye başkanına kapılarını açıyor. Hakkındaki tüm iddialara, tüm geçmişine rağmen, sırf bir ilçe belediyesi daha benim olsun diyerek bunu yapabiliyor. Peki, iki partinin paylaşamadığı bu belediye başkanı daha önce hangi partideymiş? İyi Parti’deymiş. İyi Parti kurucu üyesi olmuş ve ilçe başkanlığı yapmış. Aslen hangi partiden gelmiş peki, geçmişi hangi partiye dayanıyormuş, kendisinin demesine göre geçmişinde de MHP var.
Ülkedeki siyasetin seviyesi bu işte kıymetli Müslümanlar! Belediye iştiraki şirketlere gizli ortaklığı olduğu iddia edilen, ismi yolsuzluk ve hırsızlık ile anılan belediye başkanı ülkenin iktidar ve muhalefet partisi tarafından paylaşılamıyor. CHP’deyken ne yolsuzluğunun ne hırsızlığının üzerine gidilmiş, adam istifa edince şimdi kirli çamaşırlar ortaya dökülmüş. Ak Parti tarafında derin bir sessizlik var, Mesut Özarslan ile herhangi bir temasımız görüşmemiz yok deyip çıktılar işin içinden. Ama yarın grup toplantısında rozetin takılacağına dair iddialar var. Daha üç beş ay önce, yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma iddiasıyla Mesut Özarslan hakkında kampanya yürüten parti şimdi hiçbir şey yokmuş gibi adamı partisine alacak. Hiç kimse, kardeşim git temizlen, hakkındaki iddialar sonuçlanmadan sen benim partimde belediye başkanı olamazsın, ya da benim partimin kapısından içeri giremezsin demiyor. Siyasi partilerin herhangi bir ilkesi, kimliği, bağlı olduğu değerleri, kırmızıçizgileri yok mu? Yok, evet, yok! Bu ülkede demokratik zemin, hem siyasileri hem de partileri çıkarcı ve menfaatçi yapmış.
Kutsal gördükleri demokrasi, halkın iradesi mi hak getire… Hiçbir anlam ifade etmiyor. Bir partiden milletvekili ya da belediye başkanı seçilen biri yarın başka bir partiye geçebiliyor. Vekil ve belediye başkanı transferleri çok normal karşılanıyor. Asıl mesele ne biliyor musunuz? Siyasetteki kirliliğin sadece bir kısmını -o da kendilerinin maslahatına olduğu için- bize gösteriliyor, asıl gizlenen, gösterilmeyen kirlilik mide bulandırıcı… Hal böyleyken bu ülke de hala daha tertemiz İslam’a, onun şeriatına söz söylemeye yelteniyorlar ya, bütün kurumları ve isimleriyle pisliğe bulaşmış laik demokratik bu düzenin kokuşmuşluğunu gizliyorlar ya... Bu sistemsel bir kirlenmedir, er ya da geç bu pislik çukuru patlayacaktır. Bize düşen, bu köhne kokuşmuş düzenin tüm cerahatini ortaya saçmaktır. İslam’ın tertemiz şeriatını Müslümanlara ve tüm insanlığa anlatmak ve onu hayatta var etmek için çalışmaktır.
Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu
10 Şubat 2026
#hizbut tahrir türkiye#gündem değerlendirme#mısır ve suud ziyaretleri
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!