HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 19 Aralık 2023

"Gazze olaylarının başlaması ile birlikte İslam ümmeti dirildi ve rüştünü ispat etti ancak ümmetin bu duyarlılığına bu dirilişine karşılık İslam beldelerinin yöneticileri hareket etmediler."

 

GAZZE İÇİN TEK YÜREK TEK SES OLDUK
Malum iki aydan fazla bir zamandır Gazze ile yatıp Gazze ile kalkıyoruz. 75 yıldır işgal ve esaret altında olan Mescid-i Aksa, Kudüs, Gazze ve tüm Filistin toprakları kurtarılmayı bekliyor. ABD, İngiltere ve Batılı devletlerin desteği ile bu mübarek beldeye yerleştirilen gasıp Yahudi varlığı “İsrail” bölgedeki Arap rejimlerin ihanetinden, Batılı kâfir devletlerle işbirliği içinde olan İslam beldelerindeki yöneticilerin pısırıklığından cesaret alarak 75 yıldır cinayetlerine ve katliamlarına devam ediyor. 


Filistin halkı ise 75 yıldır bütün bu ihanetlere, terk edilmişliğe, sahipsizliğe ve yalnızlığa rağmen işgale karşı direniyor. Müslümanlar bu 75 yılda nice ihanetlere şahit oldular. 1967’ye yaşanan Arap-“İsrail” savaşındaki hezimet, 1973 savaşı sonrası yapılan Camp David Anlaşması, Oslo görüşmeleri, Mavi Marmara hadisesi ve normalleşmeler… Bütün bunlar Gasıp Yahudi Varlığı “İsrail”e Filistin topraklarındaki işgalciliğini genişletme alanı açtı. Azgınlaştıkça azgınlaştı, küstahlaştıkça küstahlaştı, dokunulmaz ve yenilmez olduğunu zannetti.


Ama elhamdülillah 7 Ekim’de Gazzeli Mücahitlerin başlattığı harekât ve bu harekât karşısında bozguna uğrayan “İsrail”in 30 bin tondan fazla bomba ile evlerini harabeye çevirdiği, camilerini, hastanelerini, okullarını yıktığı, çocuklarını katlettiği Gazzeli Müslümanlar’ın direnişi ümmetin dirilişine vesile oldu. Bu öyle bir direniş ki kıymetli Müslümanlar; sayıca az, imkânları kıt olan mücahitler, bu direniş ile kendini yenilmez gören, “İsrail” balonunu patlattılar. Güya dünyayı yönettiği söylenen Siyonizm efsanesini çöp ettiler. Bu öyle bir direniş ki; Amerika uçak gemilerini ve nükleer denizaltısını, İngiltere ve Fransa donanmalarını Akdeniz’e göndermek zorunda kaldı. Bu direniş; Başlarına bombalar yağsa da evlerini terk etmeyen kadınların direnişidir.  Katledilen çocuklarını ve bebeklerini büyük bir sabır ve vakar ile cennete uğurlayan babaların direnişidir… Evet, bu direniş; Ölümü gözünde küçültenlerin direnişidir. Bu direniş; Müslüman ülkelerin liderleri tarafından yalnızlığa terk edildikleri halde “hasbinallah ve nimel vekil” diyerek yalnızca Rablerine dayananların direnişidir. Allah Azze ve Celle yalnızca kendine güvenip dayanan, sabır ve sebat ile ondan yardım isteyen Gazze ve tüm Filistinli Müslümanlardan razı olsun…


Gazzeli Müslümanların bütün bu işgal, yıkım ve soykırım karşısında gösterdikleri sabır, sebat, cesaret Müslümanların ve tüm ümmetin dirilişine vesile oldu… Müslümanlar 70 küsur gündür Gazze halkının direnişine destek vermek ve bu savaşta düşmanın karşısında olduklarını göstermek için her şeyi yaptılar. “İsrail” mallarını boykot ettiler, hem işgalci Yahudilerin hem de tüm güçleri ile onların bu barbarlığını destekleyen Batılı devletlerin gerçek yüzünü gördüler. İnsanlıktan, özgürlükten ve yaşam hakkından bahseden Batı medeniyetinin barbarlığını ve vahşiliğini gördüler.   Meydanlara indiler, yöneticilerin saraylarına, büyükelçiliklere ve konsolosluklara yürüdüler. Filistin toprakları işgal altındayken Yahudi varlığı “İsrail” ile normalleşme adımları atan yöneticilerin ihanetini gözler önüne serdiler. 


Evet, Türkiye’de de iki aydan beri Müslümanlar Gazze ile yatıp Gazze ile kalktılar. Medya ve siyasi partilerin gündemi değiştirme gayretlerine rağmen Müslümanların gündemi Filistin oldu, Gazze oldu. 7 Ekim’den bugüne Hizb-ut Tahrir olarak tam 110 yerde Gazze’ye destek olmak için protesto eylemi, yürüyüş ve basın açıklamaları düzenledik. En son iki gün önce 17 Aralık Pazar günü İstanbul’da Beyazıt Camii’nden Saraçhane Parkına muhteşem bir yürüyüş gerçekleştirdik. Binlerce Müslüman öğlen namazını Beyazıt Camii’nde kıldı, öyle ki camide yer kalmadı, Müslümanlar avluda namazlarını eda ettiler. Beyazıt Meydanı Kelime-i Tevhid bayrakları ile süslendi, meydan tekbirlerle inledi. Kavurucu soğuk ve yağmura rağmen kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç binlerce Müslüman Gazze İçin Tek Yürek Tek Ses olarak yürüyüşe başladık. Beyazıt Meydanı’ndan 11 ayrı kortej ile tekbirler, tevhidler, “Ordular Aksa’ya Mehmetçik Gazze’ye sloganları eşliğinde Saraçhane Parkına yürüdük. İstanbul’un tarihi Beyazıt Saraçhane yolu belki de 100 yıldır Hilafet’in kaldırıldığı günden beri böyle coşkulu bir yürüyüş görmedi. Fatih caddelerinde bir kez daha Hilafet sesleri ile yankılandı. Rabbimize hamdı senalar olsun.  Allah Sübhanehu ve Teâlâ niyetimizi ve amelimiz kabul etsin. 

Saraçhane Parkında toplanan binlerce Müslüman ile Filistin konusunda Müslümanların, âlimlerin ve yöneticilerin sorumluluklarını hatırlattık. Öncelikle Hizb-ut Tahrir olarak Filistin meselesine ilişkin sabitelerimizi ortaya koyduk. Mescid-i Aksa ve etrafının bizler için Müslümanlar için kutsal olduğunu, bu kutsallıktan doğan belli sabitelerimiz olduğunu söyledik. Bu sabiteler Allah Azze ve Celle tarafından konulmuş ve hiçbir beşerin değiştiremeyeceği, değiştirmeyi teklif dahi edemeyeceği esaslardır kıymetli Müslümanlar. Bunlar kıyamete kadar geçerli olan şer’i hükümlerdir. 
Bu sabitelerin birincisi şudur; Filistin İslam toprağıdır ve Mescidi Aksa Ümmetin mukaddes değeridir. Mescidi Aksa, Kudüs ve bir bütün olarak Filistin, ne sadece Filistinlilerin ne de sadece Araplarındır. Bilakis tüm İslam ümmetinin ortak toprağı ve ortak değeridir. İkinci sabite şudur; Kudüs’ün üç semavi dinin kutsalı olduğu söylemi akidevi değil siyasi bir söylemdir. Bu söylem “Yahudi varlığının Aksa toprakları üzerinde hakkı var” diyenlerin sinsi, kirli propagandası ve kâfirlerin şerir bir planıdır. Allah katında tek din İslam’dır ve İslam Rabbimizin gönderdiği son dindir.  Dolayısıyla Aksa İslam’ındır. Üçüncü sabite olarak dedik ki, Bizim için Filistin sorunu diye bir sorun yoktur. Aksine biz Müslümanlar için işgalci Yahudi varlığı “İsrail” sorunu vardır. Bir sorunu çözmenin en pratik yolu o sorunu ortaya çıkaran unsurların ortadan kaldırılmasıdır. Sorun Yahudi Varlığı ise ki öyledir, o halde ortadan kaldırılması gereken işgalci “İsrail”dir. Dördüncü sabite olarak şunu söyledik, İşgalci “İsrail’e” yönelik tüm saldırılar, tüm harekâtlar yurt savunması, meşru müdafaa hakkı ve şer’an cihattır. Kıymetli Müslümanlar! Her kim Filistin halkının direnişini terörist eylem olarak görüyorsa bilsin ki işgalin meşruiyetine hizmet ediyor demektir. Beşinci ve son sabitede “İsrail”i devlet olarak tanıyanlara bir hatırlatma yaptık ve dedik ki; İşgalci Yahudi varlığı asla bir devlet olarak kabul edilemez, tanınamaz ve onunla normalleşme adımları atılamaz. O kesinlikle meşru bir devlet değildir. O işgalci bir terör örgütüdür. Yahudi varlığının tanınması, onunla ticari, askeri, diplomatik herhangi bir ilişkinin kurulması caiz değildir. Böyle bir ilişkinin kurulması Filistin davasına apaçık ihanettir.

 

İslam beldelerindeki yöneticilerin Yahudi varlığı ile ilişkisi dostluk değil ebedi bir düşmanlık üzerine kurulu olmalıdır. Bu sebeple de yapmaları gereken şey onunla normalleşmek değil Filistin ve Gazze’deki işgali kaldırmak için orduları seferber etmektir. Biz bu konuda ilk gün ne dediysek bugün de aynısını söylüyoruz. Fatih Saraçhane’de de bunu tekrar ettik. Bu katliamın, bu soykırımın durdurulmasının tek yolu Orduların Aksa’ya gönderilmesidir. Onun için biz tam 70 küsur gündür “Ordular Aksa’ya diyoruz. Birileri bu çağrımızın meydanlarda dile getirilmesinden rahatsız olabilir ama şundan emin olabilirler, biz her platformda bunu haykırmaya, “Ordular Aksa’ya” demeye devam edeceğiz. Çünkü biz, Ordular Aksa’ya derken yöneticilere sorumluluklarını hatırlatıyoruz, Mazlumları yardımsız bıraktıkları için karşılaşacakları azabı hatırlatıyoruz. Allah şahit olsun ki onlara hem nasihat ediyoruz hem de muhasebe ediyoruz.


Sadece yöneticilere nasihat etmiyoruz, âlimlere ve kanaat önderlerine de nasihat ediyoruz. Hakeza Pazar günü Saraçhane’de Âlimlere de seslendik. Müslümanlara öncülük eden âlimler, imamlar, kanaat önderleri kimsenin önünde özellikle de yöneticiler önünde ceketini ilikleyemez dedik. Âlim kimseye eyvallah etmeden Hak’tan geleni haykırır. İmam Rasulüllah Sallallahu aleyhi vesellemin makamında, mihrabın bekçisidir dedik. O halde bugün Filistin işgal altındayken, Gazze’de çocuklar katledilirken, soykırıma uğrarken harekete geçmeyen yöneticiler karşısında âlimler neden sessiz? Yöneticileri muhasebe eden, onların ihanetlerini, kâfirler ve Yahudiler ile olan ilişkilerini ifşa eden âlimler neden az? Rabbimiz kendisinden hakkıyla korkan ve yöneticilere karşı hakkı korkmadan söyleyen âlimlerden razı ve memnun olsun. Biz hakkı söyleyen âlimlerin her daim arkasındayız ve destekçisiyiz, her kim yöneticileri muhasebe ettiği için âlimlerimizi yermeye, eleştirmeye, onları susturmaya kalkarsa karşısında bizi bulur. 


Gazze olaylarının başlaması ile birlikte İslam ümmeti dirildi ve rüştünü ispat etti ancak ümmetin bu duyarlılığına bu dirilişine karşılık İslam beldelerinin yöneticileri hareket etmediler. Gazze'ye orduları seferber etme sorumluluklarını yerine getirmediler dolayısıyla rüştlerini ispat edemediler. Bu durum Hilafet’in önem ve ehemmiyetini tekrar hatırlattı. Müslümanların, canlarının, mallarının ve değerlerinin korunmasında hilafetin ne kadar önemli bir yere sahip olduğu apaçık oldu. 57 liderin bir halife etmediğini Müslümanlar ve tüm dünya gördü. Bu sebeple biz Gazze İçin Tek Yürek Tek Ses olarak gerçekleştirdiğimiz yürüyüş ve mitingde Hilafet’in önemine bir kez daha vurgu yaptık. Gazze için çözüm Hilafettir, Filistin için çözüm Hilafettir, Keşmir için çözüm Hilafettir, Doğu Türkistan için çözüm Hilafettir dedik. Rasulullah Sallalahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır:
انما الامام جنة، يقاتل من ورائه و يتقابه    İmam kalkandır O’nun ardında savaşılır ve O’nunla korunulur.”

Pazar günü gerçekleştirdiğimiz büyük yürüyüşe ve mitinge katıldığınız için Allah sizlerden razı olsun. Gazze için ses oldunuz, kardeşlerimize, mücahitlere destek oldunuz. Yürüyüşe katılan tüm STK temsilcileri, gazeteciler, yazar ve hocalardan Rabbimiz razı olsun. Bu amelimizi Filistin ve mazlum coğrafyaların zulüm ve işgalden kurtuluşuna Rabbimiz vesile kılsın. 


ŞEYH SAİD ONURUMUZDUR
Toplantımıza Hilafet için hayatını ortaya koymuş bir âlim, bir imam bir öncü ile devam etmek istiyorum. Malum laik Kemalist İslam düşmanı ırkçı güruh ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Şehid Şeyh Said hakkında karalama ve iftiralar yaptılar. Onlara buradan cevap vermek üzerimize hak oldu. Zira Şeyh Said konusu son iki haftadır siyasi ortamda tekrar tartışma konusu haline geldi.


6 Aralık Çarşamba günü iktidarın atadığı kayyum yönetimindeki Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, sosyal medya hesabından Elazığ-Silvan yolunu birbirine bağlaması planlanan yeni yapılacak bulvara Şeyh Said ismini vereceğini açıkladı. Belediyenin bu açıklamasından sonra başta İngiliz artıkları olmak üzere İslam düşmanı faşist kafalar hemen ortalığı ayağa kaldırdılar. Resmi tarihin kirli yalanlarını tekrar dillerine dolayarak Şeyh Said’e bölücü ve hain iftirası attılar.


Hadi laik Kemalistlerin saldırılarını anlarız. Çünkü onlar İngiliz sömürgeciliği tarafından yetiştirilmiş cahil ve zavallı kimselerdir. Kalpleri İslam’a karşı, Hilafete karşı kapkara kin ile doludur. Nerede İslam’ın adını duysalar, nerede hilafet ve ümmet kardeşliğinden bahsedilse hemen saldırıya geçerler. Zihin dünyaları sömürgeci batının katil fikirleriyle tıka basa dolu olduğu için kimliklerini kaybetmişlerdir. Bu sebeple bu toprakların tarihinden, dininden ve halkından nefret ederler. Hilafetin kaldırılmasına karşı kıyam eden Şeyh Said’e duydukları düşmanlık da bu yüzdendir.
 

Peki, iktidarın Şeyh Said’e sahip çıkamamasına ne demeli? Ortağı Bahçeli'nin galiz ifadelerle Müslüman Kürt halkının büyük değeri olan Şeyh Said’e hakaret ve iftirada bulunması karşısında iktidar neden iki kelam etmiyor? Hem kendi yönetimindeki Diyarbakır Belediyesi tarafından bulvara Şeyh Said ismini veriyorsun, hem de bu konuda yapılan saldırılar karşısında susuyorsun? Şeyh Said’i idam ettiren CHP'nin şu anki genel başkanı bile oy kaygısı ile Müslüman Kürt halkının öfkesinden sakınmak için temkinli bir dil kullanırken, sizin bu ezikliğinizin sebebi nedir? Yoksa adına Türkiye Yüzyılı Vizyonu dediğiniz yeni Kemalist kimliğiniz konuşmanıza izin vermiyor mu? Yoksa seçim öncesi Müslüman Kürt halkının ağzına bir parmak bal çalıp sonra da bir kenardan izlemek için mi bu adımı attınız? Seçim için istismar etmediğiniz bir Şeyh Said kalmıştı şimdi onu da yaptınız…
 

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Müslüman Kürt halkının asıl temsilcisi laik, demokratik, milliyetçi ve istismarcı partiler değil; İslam ve Hilafet davası uğrunda bedel ödeyen, can veren Şeyh Said ve arkadaşlarıdır. Onların bıraktığı emaneti yerde bırakmayarak sahip çıkan Müslümanlardır. Şeyh Said ne yabancı devletlerin, ne de ırkçı cemiyetlerin adamı değildi. O, davasının adamı idi. Davası ise İslam ve Hilafetti. Darağacına doğru giderken, "Allah ve din için kavga vermişsem, basit dallarda asılmaktan perva etmem." diyen Şeyh Said, İslam Şeriatını uygulayan Hilafet için kıyama kalkmıştır. "Halife sizi bekliyor. Hilafetsiz Müslümanlık olmaz. Şiarınız dindir, şeriat isteyiniz." diyerek Müslümanları küfre karşı mücadeleye çağırmıştır.


Dolayısıyla iktidar ve muhalefet ne kadar ikiyüzlü davranırsa davransın İslam düşmanları ne kadar saldırırsa saldırsın biz Şeyh Said bizim onurumuzdur, O’nun hatırasına sahip çıkmaya ve onun yolunu sürdürmeye devam edeceğiz. Ta ki hilafet yeniden kurulup zulüm sona erene ve tüm gerçekler açığa çıkarılana dek.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu
19 Aralık 2023

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.