HAFTALIK GÜNDEM DEĞERLENDİRME

Haftalık Değerlendirme Toplantısı - 27 Şubat 2024

Mahmut Kar, "İslam tarihi boyunca Müslümanların karşılaştıkları en büyük zulmün yaşandığı o kara günün üzerinden koskoca bir asır geçti. Kayıp bir asır…"

28 ŞUBAT ZİHNİYETİ HALA YAŞIYOR

Haftalık Gündem Değerlendirme Toplantımıza hepiniz hoş geldiniz. Toplantımızın ana gündem konularına geçmeden bir hatırlatma yapmak istiyorum. Malum bugün 27 Şubat, 28 Şubat’ın arifesindeyiz. O sürecin, 28 Şubat uygulamalarının, Müslümanlara yönelik hukuksuzluklar baskı ve korkutma politikalarının üzerinden tam 27 yıl geçti. 27 yıl geçti ama 28 Şubat bitmedi, daha doğrusu 28 Şubat zihniyeti bitmedi. Kurulu düzen ta Cumhuriyet döneminden beri Müslümanlara zulmediyor. Tek parti döneminde zulmedildi, darbeler döneminde zulmedildi, 90’lı yıllarda İslami değerlere karşı topyekûn savaş açan laik Kemalistler Müslümanlara zulmetti. O Kemalistler tasfiye edildi onların yerine oturanlarda zulmettiler. 15 Temmuz yaşandı, kurulu düzen bir kez daha fabrika ayarlarına döndü.

2024 yılındayız, iktidarlar değişti, partiler ve liderler geldi geçti, başbakanlar cumhurbaşkanları değişti. Yasalar, anayasalar, kanunlar değişti, hatta ve hatta başkanlık sistemine geçildi sistem değişti ama bir tek şey değişmedi: rejimin İslam ve Müslümanlara olan düşmanlığı… Bu hiç değişmedi… Bakın 27 yıl sonra bir 28 Şubat arifesindeyiz. Yine Müslümanlara yönelik baskı ve zulümler devam ediyor. Yine Müslümanlar üzerinden korku iklimleri oluşturuluyor. Zulüm diyarlarından kaçıp bize sığınan muhacir ve mülteci kardeşlerimize yönelik hukuksuzluklar devam ediyor. Buradan yaşanan haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı olduğumuzu söylüyoruz ve Müslümanlar adına şu soruları muhataplarına soruyoruz: Bu hukuksuzluk ve adaletsizlik ne zamana kadar devam edecek? Müslümanlar ve masum insanlara yönelik terörist muamelesi daha ne kadar sürecek? Kim bu zulümlere, haksızlıklara tepki gösterip dur diyecek? Yoksa Müslümanların bu baskı ve zulümlere boyun eğeceği mi sanıyorsunuz? Yoksa o büyük mahkemenin bir gün kurulmayacağı mı düşünüyorsunuz?  تَحْكُمُونَ  كَيْفَ لَكُمْ۠ مَا

“Size ne oluyor nasıl da böyle hüküm veriyorsunuz?” (Saffat 154)

KAYIP ASIRDAN MÜJDELEN İSTİKBALE İSLAM’IN YÜZYILI

28 Şubat’ın üzerinden 27 yıl geçti Hilafet’in kaldırıldığı tarih olan 3 Mart 1924’ün üzerinden tam 100 yıl geçti. İslam tarihi boyunca Müslümanların karşılaştıkları en büyük zulmün yaşandığı o kara günün üzerinden koskoca bir asır geçti. Kayıp bir asır… Kâfir Batı’nın yüzyıllarca savaş meydanlarında sırtını yere getiremediği Hilafet’i İngilizler yerli işbirlikçiler eli ile devirdi.  Sömürgeci Batı’nın ümmetin arasına ektiği fitne tohumları maalesef kök saldı. Vatancılık ve milliyetçilik fikirleri Müslümanlar arasında yayıldı ve 1300 yıllık koca çınar yıkıldı. 3 Mart 1924’ten bugüne bize geriye ne kaldı peki, kayıp bir asırdan başka bir şey kalmadı. Evet, kayıp bir asır…  

Neden böyle diyoruz çünkü Hilafet yıkılıp Allah’ın hükmü yok sayılınca, İslam’ın otoritesi kırılınca Müslümanlar kâfirlere karşı izzet ve onuru kaybettiler. Hilafet yıkılınca sadece İslam beldelerinde değil dünyadaki bütün eman ve emniyet kayboldu. Çünkü insanların başına kapitalizm musallat oldu. Sömürgeci Batı, dünyanın bütün zenginliklerine zorla, işgal ve talan ile sahip oldu. Servetleri yağmaladı, işbirlikçi yöneticileri kendine kul ederken halkları köleleştirdi.  Bununla da yetinmedi, Müslümanların ve insanların kanlarını oluk oluk akıttı ve buraları yakıp yıktı.

İslam coğrafyasında nereye bakarsanız orada işgal, zulüm ve talan görürsünüz. İşte Ortadoğu coğrafyası, Irak, Suriye, Filistin… İşte Afrika toprakları Yemen, Libya, Cezayir, Sudan, Mısır ve diğerleri… Asya’da Keşmir, Afganistan, Pakistan, Doğu Türkistan ve daha başka nice beldeler kâfirlerin işgaline maruz kaldı. Sadece bunlar mı? Hilafetsiz geçen kayıp asırda kâfirler, İslam’a ve Müslümanlara karşı öyle cüretkâr oldu ki, kutsallarımıza, değerlerimize saldırmaya başladı. Kitabımız Kur’an’a, Peygamberimiz Hz. Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e, onun tertemiz sünnetine saldırdılar. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’ya saldırdılar, orayı Yahudilerin işgaline açtılar. Mabetlerimizi kirlettiler, mescitlerimizi yıktılar, mahremiyetimizi çiğnediler.

Hilafetimiz olsaydı, İslam ile yöneten bir devletimiz olsaydı, Müslümanların iffet ve namusunu koruyan bir halifemiz olsaydı bunlar yaşanır mıydı? İşgalcilere, zalimlere ve katillere karşı ordularını harekete geçiren, darda kalanlara yardım eden, yeryüzünde adaleti yayan bir devletimiz olsaydı bunlar olur muydu? Âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah’ın Rasulü’nün bize emanet bıraktığı İslam devletimiz olsaydı, Kâfir Batı, dünyayı talan edebilir miydi,  yeryüzünde fesadı yayabilir miydi, ekini ve nesli ifsat edebilir miydi? Yapamazdı. Çünkü Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor.

بِهِ وَيُتَّقَى وَرَائِهِ مِنْ يُقَاتَلُ جُنَّةٌ الإمَامُ إِنَّمَا

“Muhakkak ki imam (Halife) kalkandır. Onunla savaşılır ve korunulur.”

Hilafetsiz geçen 100 yıl, İslamsız geçen bu son asır kayıp bir asırdır. Sadece Müslümanlar için değil tüm insanlık için böyledir. Çünkü bugün dünya kapitalizmin karanlık dehlizleri içerisinde bocalıyor. Artık insanlık kapitalistlerin sömürge ve menfaat hırsına kurban edilmek istemiyor. İşte bugün Gazze’de bütün kâfirler, bütün sömürgeciler bir olmuşlar dünyanın gözü önünde bir avuç Müslüman’ı sistematik bir şekilde katlediyorlar, soykırım yapıyorlar. Batı’nın insani değerler dediği şey yalan, insan hakları dediği şey yalan, hak hukuk adalet dediği şey koskoca bir yalan. İnsanlar bunu gördüler, kapitalizmin dünya için, insanlık için büyük bir tehlike olduğunu gördüler. Kapitalizmin sadece bir avuç Batılı sermaye sınıfının hayatını düşündüğünü, bunun için sömürdüğünü, çaldığını talan ettiğini gördüler. İşte bunun için kâfir Batı, İslam’ın geri dönüşünü ve Hilafet Devleti’nin kurulmasını engellemeye çalışıyor. Ama emin olun bunu başaramayacaklar. Çünkü kayıp yüzyıldan sonra istikbal İslam’ın olacak.

İşte biz Hizb-ut Tahrir Türkiye olarak Hilafet’in kaldırılışının 100. Yılı münasebetiyle bu yıl kampanyamızın ismini öyle belirledik. “Kayıp Asırdan Müjdelenen İstikbale İSLAM’IN YÜZYILI” başlığı ile kampanyamıza start veriyoruz. Bu kampanya kapsamda konferanslar, seminerler, paneller ve birçok farklı program yapacağız. Şimdiden kampanyamızın hayırlara vesile olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz. Sizlerden kampanyamızı takip etmenizi ve çalışmalara destek vermenizi Allah için istiyoruz.

Geçen bu kayıp asırdan sonra artık dünyaya liderlik etmenin zamanı gelmiştir. İslam’ın nuru, adaleti, rahmeti ve bereketi ile yeniden dünyayı yaşanılır hale getirmenin zamanı gelmiştir. Bırakın son yüzyıla bakmayı son on yıl bile sizleri yöneten yöneticilerin, rejimlerin hakikatini ifşa etmiştir. Sadece Gazze’de yaşananlar bu yöneticilerin maskelerini düşürmüş ve hepsinin koltuk sevdalısı işbirlikçi kuklalar olduğunu göstermiştir. O halde bu rejimlerden, bu köhne düzenlerden yüz çevirin Allah’ın ilahi nizamının dünyaya hâkim olması, Hilafet’in kurulması için çalışın. Küresel koşullar, Hilafet’in kurulması için elverişlidir. Siz sakın korkakların ve yalancıların sözüne bakmayın. Müslümanlar ve İslam ümmeti Hilafet’i arzulamaktadır, onu beklemektedir. Dünya Hilafet’e muhtaçtır ve kayıp asırdan sonra bu yüzyıl İslam’ın yüzyılı olacaktır inşaAllah…

İslam’ın yönetim sistemi ne cumhuriyet, ne diktatörlük ne de krallıktır. İslam’ın yönetim sistemi hilafettir. İslam’da egemenlik kayıtsız ve şatsız şeriate, otorite ise ümmete aittir. İslam, tüm insanların sorunlarını sadece insan olmaları vasfıyla ele almıştır. Fakirliğe ve işsizliğe çözüm getirecek olan İslam’dır. Servetin adil bir şekilde dağıtılmasını sağlayacak olan İslam’dır, Kamu malını sermaye sahiplerine değil ümmetin hizmetine sunacak olan İslam’dır. İslam, yiyecek, giyecek, barınma, eğitim, sağlık ve güvenlik gibi halkın temel ihtiyaçlarını garanti altına alan bir nizama sahiptir. Hâkim olduğu topraklarda adaleti tesis edip yayacak, mazlumların ve darda kalanların yardımına koşacak olan devlettir İslam devleti. İslam’ın iktisat nizamında para, altın ve gümüştür. Dolayısıyla İslam ile tüm dünya doların tahakkümünden kurtulacaktır. Bütün dünyayı saran enflasyon canavarı ancak İslam iktisadı ile son bulacaktır. Faizi, dolandırıcılığı, aldatmayı ve stokçuluğu yasaklayan İslam, kan emici baronlara asla fırsat vermeyecektir. İslam marufu/iyiliği emretmekte münkeri/kötülüğü ise yasaklamaktadır. Müslümanlar iman ve takva ile amel edeceklerdir. Bu sebeple İslami bir toplumda suç oranları asgari seviyeye inecektir.

Ey Müslümanlar! Aile kurumunun parçalandığı, gençliğin bataklığa sürüklendiği, toplumun adeta suç toplumuna dönüştüğü, toplumsal çöküşün yaşandığı bu hayattan memnun musunuz? Öyleyse Allah sizlere vaat ettiği şeyi gerçekleştirmek için kalkın, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in müjdesine nail olabilmek için çalışın.

“Sonra da Nübüvvet Minhâcı üzere [Râşidî] Hilâfet olacaktır.”

İslam’ın hayata hâkim olması ve Hilafet’in yeniden kurulması hayati bir iştir. Bu mesele ölüm kalım meselesidir. Bu iş erkek ve kadın bütün Müslümanların üzerine farzdır. Hilafetsiz 100 yıl kayıp asır olarak geçti gitti. Müjdelenen istikbal İslam’ın Yüzyılıdır.

وما النصر إلا من عند الله

Zafer, yalnızca Allah katındandır.

ويومئذ يفرح المؤمنون 

İşte o gün Müminler sevineceklerdir.

 

İİT GAZZE İÇİN TOPLANDI

Geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul’da İslam İşbirliği Teşkilatı Enformasyon Bakanları Olağanüstü Toplantısı yapıldı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda Yahudi varlığı “İsrail'in” 7 Ekim'den bu yana Filistin topraklarında gazetecilere yaptığı saldırılar ve dünya kamuoyuna yönelik dezenformasyon faaliyetleri ele alındı. Toplantıdan sonra her zamanki gibi “İsrail’i” kınamakla başlayıp uluslararası toplumdan Filistinlilerin halklarının tanınmasını talep eden ve pratikte hiçbir karşılığı olmayan bir sonuç bildirisi açıklandı.

Zaten İslam İşbirliği Teşkilatının olağanüstü adını verdileri toplantıyı Enformasyon bakanları düzeyinde yapması Gazze halkının acısını hissetmekten ne kadar uzak olduklarını göstermektedir. İşgalci “İsrail” Gazze’deki alçak suçlarını tüm dünyanın gözü önünde açıkça ve küstahça meydan okuyarak işlerken bunlar malum olanı herkesin bildiğini bir kez daha ilan etmek için toplanmışlar. Devlet olmanın sorumluluğundan kaçmak için gazeteciliğe soyunmuşlar.

Güya Filistin davasına yardım etmek için kurulan bu teşkilatın üyeleri Gazze konusunda samimi olsalardı, olağanüstü toplantıyı ordu komutanlarıyla yaparlardı. Onu da 5 ayın sonunda Gazze harab olduktan sonra değil ilk günden itibaren yaparlardı. Fakat bu zamana kadar kınayıp dağılmaktan başka hiçbir şey yapmadılar. Zaten görevleri bu değil mi toplanmak kınamak ve dağılmak. Gerçek bu kadar barizken İletişim başkanı Fahrettin Altın toplantıda yaptığı konuşmada Filistin’in tüm Müslümanların imtihanı olduğunu İİT’nin kuruluş temelinde de bu imtihanı hakkıyla verebilme kaygısı yattığını söylüyor. O zaman sormazlar mı adama bugüne kadar “İsrail’e” karşı hangi somut adımı attınız? İşgal edilen hangi Filistin toprağını kurtardınız? Filistinli Müslümanların katledilmesine zulüm görmesine engel olabildiniz mi?

Sayın Altın, madem “İsrail” batıcı, sömürgeci, emperyal zihniyetin fiili bir uzantısı ise madem “İsrail’in” hastalıklı ve saplantılı ideolojisi coğrafyamızda işgal kan ve gözyaşı üretmekten başka bir şey yapmıyorsa neden onunla ilişki içindesiniz? Neden ticareti devam ettiriyorsunuz. Neden hepiniz onunla normalleşme yarışındasınız? Niçin bu hastalığı bünyemizden atmak için en küçük bir çaba göstermiyorsunuz? Neden papağanlar gibi Filistin’i Yahudilere peşkeş çeken Amerika’nın iki devletli çözüm planını tekrarlayıp duruyorsunuz? Siz de hiç izzet ve onur yok mu? Adınızda İslam var ama diliniz Batının kelamını konuşuyor. Filistin’in haklarını savunurken Lahey sözleşmesinden Roma hukukundan Cenevre sözleşmesinden bahsediyorsunuz. Biriniz de çıkıp “bu savaş dinimize ümmetimize karşı açılan bir savaştır, İslam’ın bu konudaki hükmü şudur” demiyor. Biriniz de çıkıp Gazze halkını ve mübarek Aksa toprakları kurtarılmasının yolu cihattır demiyor. Biriniz bile orduları harekete geçirmekten söz etmiyor. Kur’an’ın tabiriyle “İçiniz de hiç aklı başında bir adam yok mu?”

Biz aylardır bu kürsülerden, meydanlardan İslam beldelerinin yöneticilerini, ordularını Filistin için harekete geçmeye çağırırken ses Amerika’dan geldi. Daha doğrusu sarsıcı bir çığlık geldi. Dün ABD Hava Kuvvetlerinde görevli bir asker Yahudi varlığının Washington Büyükelçiliği önünde "Artık soykırıma iştirak etmeyeceğim.", dedikten sonra başından aşağı benzin dökerek kendisini ateşe verdi.

Amerikalı asker yaptığı bu eylem ile başta kendi ülkesi Amerika olmak üzere batılı devletlerin Gazze’de ki soykırım suçuna ortak olduğunu ifşa etmek için kendisini feda etti. Küresel vicdanın sesi olarak Kapitalist batı uygarlığının kapkara yüzüne okkalı bir tokat vurdu. Amerika’da tarihe geçecek bu eylem kapitalizmden kurtuluş yolları arayan batı halklarının sürekli hatırlayacağı bir sembol ve ilham kaynağı olacaktır. Diğer yandan bu eylem Müslüman olmayan Amerikalı bir askerin Gazze konusunda ne kadar öfke ve hissiyat sahibi olduğunu göstermiştir. Müslümanların yöneticileri ve orduları bu askerin eyleminden utanarak harekete geçmeleri gerekir. Hatta utançlarından ağlamaları gerekir. Aksi halde dünyada zilleti yaşadıkları gibi ahirette de Allah’ın şiddetli azabına müstehak olmaktan kurtulamayacaklardır.

Hizb-ut Tahrir Türkiye Medya Bürosu

27 Şubat 2024

 

 

 

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
Yorumunuz başarıyla gönderildi. Editör onayından geçtikten sonra sayfada yayınlanacaktır.
Yorumunuz iletilirken bir hatayla karşılaşıldı. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.